Haber Nöbeti

reklam

SURİYEDEKİ KAOS VE ÖZLENEN OSMANLI ADALETİ

SURİYEDEKİ KAOS VE ÖZLENEN OSMANLI ADALETİ
Halil ÖZCAN
Halil ÖZCAN( halilozcan@habernobeti.com )
111
04 Ağustos 2019 - 12:09

SURİYEDEKİ KAOS VE ÖZLENEN OSMANLI ADALETİ
Halil ÖZCAN

Yirminci yüzyıl ve bu gün yaşadığımız yirmi birinci yüzyıl dünya insanlığı için büyük acılara şahitlik etmektedir. İnsanlığın yaşadığı trajediler bu çağın hakim güçlerinin eseri olarak tüm çıplaklığı ile sırıtmakta, insanlık Yirminci yüzyılın başlarında Osmanlıya karşı girişilen tecavüzün acılarını hala yaşamaktadır. Arap baharı adıyla yaşanılanlar batı medeniyetinin öldürerek özgürleştirme alışkanlığının göstergesidir. Üzülerek ifade etmek gerekiyorki Bizim yöneticilerimizde batıdan beslenmeleri sebebi ile Libya’da, Suriye’de aynı benzer yolara tevessül etmektedir.
Osmanlı bakiyesi milletlerin özlediği gözlediği mutluluk çağlarını, insanlık, hasretle, aramaktadır. Kafkaslar. Ortadoğu, Balkanlar adeta Osmanlının yetimleri olarak ağlamakta mazlumların göz yaşları arşı titretmektedir. Hele soğuk savaşın bittiği, ABD nin tek süper güç olarak kendine roller biçtiği dünyamızda Osmanlının Muhteşemliği göz kamaştırmaya devam etmektedir. Yıkılan demir perdenin enkazından çıkan milletlerin durumu, dünyaya yeniden şekil verme çabaları Osmanlıya duyulan özlemi her geçen gün daha da artırmaktadır.
Bizde Mazlumların özlemle aradığı, adaleti ve barışı Muhteşem tarihimizden bugünlere vuslat olarak sunulacak bir olayı ve bunun yansımalarını değerli okurlarımızla paylaşmaya ve tarihimizin güzelliklerini hatırlamaya çalışacağız. Çünkü insanlık özlediği çağların ışığını aramaktadır. Bizde bu ışığı yansıtarak kendimize ve insanlık alemine projektör olmaya gayret edeceğiz.
“Demirperde’nin yıkıldığı ve buna bağlı olarak Asya ve Balkanlarda asayişin bozulduğu 1990’lı yıllardı. Bu dönemde asayişi bozulmuş ülkelerden biri olan Arnavutluk, bir taraftan yeni yönetim şeklini arıyor,diğer taraftan da eski rejimin kalıntılarından kurtulmaya çalışıyordu. İnsanlar sokaklara dökülmüş,yürüyüş yapıyorlardı.Bu hadiseleri haber olarak veren televizyon kanalının kamerası bir gencin taşıdığı ‘PAX OTTOMANA’ yazılı pankarta odaklamıştı. Bu sırada spikerin de tercümesini verdiği pankarttaki ‘‘OSMANLI ADALETİ İSTİYORUZ’’ yazısı, doğrusu, insanlığa çok şey anlatıyordu.”
Dünya tarihine bakıldığında görülen bir gerçek vardır: Hemen her çağ ve dönemde askeri,ekonomik,siyasi ve idari açıdan zamanın en güçlü devletleri, daha zayıf olan diğer ülkeleri-günümüzde örneklerini kolayca görebileceğimiz gibi ya doğrudan kendi idareleri altına almışlar veya tesirleri altına alarak üzerlerinde dolaylı bir hakimiyet kurmuşlardır. Süper güçler,hakimiyetleri altındaki ülkelerin idari, siyasi, mali, askeri her türlü işine karışarak, genelde son sözü söyleyen taraf olmuşlardır.Hakim güçler, tesir sahalarındaki devletlere ya zor kullanmak suretiyle zulüm,baskı ve sömürü politikaları uygulamışlar veya adaletli davranarak hakemlik yapmışlardır.
Geçmişte süper güç olarak tarif edilen Osmanlı, bu ikinci gruba girmektedir. Osmanlı’nın hüküm ferma olduğu döneme Batılılarca ‘‘Pax Ottomana’’ denmiştir.Kısaca ‘‘Osmanlı Barışı’’ manasına gelen bu tabir, Osmanlı’nın,süper güç olduğu 15. ve 18. yüzyıllar arasında hakim olduğu geniş coğrafyada tesis ettiği dünya barışını ifade etmek için kullanılmaktadır.
Fatih’in İstanbul’u fethiyle büyümeye başlayan devlet,çok kısa sürede Balkanlara,Ortadoğuya,Kuzey Afrikaya,Kafkasyaya ve Avrupa’nın bir kısmına sahip olmuş ayrıca buralara komşu ülke ve coğrafyalarda da hakim unsur haline gelmiştir.Osmanlı bu hakimiyet öncesi siyasi dengelerin bozuk olduğu ve milletler arası barışın olmadığı bu mekanlarda uyguladığı hakkaniyetli ve adaletli politikalarıyla ‘‘barışı tesis eden otorite’’ olmuştur.
Osmanlı,Balkan Yarımadası’na 15.yüzyılın ikinci yarısı ile16.yüzyılın başlarında hakim oldu.Hemen hemen tamamı Hıristiyan olan Sırplar,Bulgarlar,Hırvatlar,Boşnaklar,Karadağlılar,Macarlar,Ulahlar’dan oluşan bölge halkları, aralarındaki anlaşmazlıklardan dolayı çatışma ve kaos içindeydi.
Hatta ‘‘Balkan’’ kelimesi pek çok milletin dilinde; bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı ve kargaşayı ifade eden bir tabir olmuştu.Bölgeye büyük bir askeri güç ve siyasi akıl ile giren Osmanlı, burada istikrarı kurdu ve yüzyıllarca buraları müsamahaya dayanan bir siyasetle adil bir şekilde yönetti.Osmanlı,daha önce zaptettikleri topraklardaki Müslümanları kılıçtan geçiren bu insanlara,aynı şekilde davranmayıp aksine din,dil,ve kültür hürriyeti verdiği gibi,herhangi bir etnik temizliğe veya zorla din değiştirme gibi bir yola da başvurmadı.Ayrıca Osmanlı,onların kendi kimliklerini korumalarına özen gösterdi asla,asimilasyon politikası uygulamadı.
Osmanlı’nın hakim olduğu diğer bir coğrafya ise,halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Ortadoğu idi.Bu tarihten önce Moğol zulmü ve Fatımi baskısı altında uzun yıllar geçiren Arap dünyası,Osmanlı bayrağı altında geçirdiği bu huzurlu asırlarını daha sonra hiçbir zaman yaşayamamıştır.Bugün önemli problemlerin yaşandığı Filistin,İsrail, Lübnan ve Suriye Osmanlı döneminde barış halinde yaşanan bölgeler idi. Bu yerler,sadece bölge insanlarının değil,dünyanın her tarafından gelen tüccarların rahatça ticaret yapabildiği,zengin bir ticaret merkezi vazifesini yüzyıllarca sürdürdü.Ortadoğu tarihin hiçbir döneminde Osmanlı nın hakim olduğu dönem kadar bir barış ve huzur dönemi yaşamadı.Osmanlı buralarda sadece asayiş ve huzuru temin etmekle kalmamış dine ve Hz.Peygamber’e (sas) olan hürmetinden dolayı her yıl gönderdiği Sürre Alaylarıyla buralara büyük maddi yardımlar yapmış kurduğu vakıflarla da bu hayırları devamlı kılmıştır.
Osmanlı nın hakim olduğu Kafkaslar ve Kuzey Afrika’da da asayiş bundan farklı değildi. Rus ilerleyişinin kesafet kazandığı 18. yüzyıldan sonra Kafkasya barış dolu günlerini bir daha göremedi. Halbuki Osmanlı nın hükmettiği diğer bölgelere benzer şekilde çok kavimli ve çok dinli olan Kafkasya tarih boyunca bünyesindeki unsurları bütünlüğe dönüştüremeyen bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır.Zıt unsurları bir pota içerisinde değerlendirerek renkliliği çatışmaya götürmeyen bir politikanın varlığı ile bu milletler o dönemi barış içinde geçirdiler ve günümüze kadar varlıklarını korudular.Osmanlı hakimiyetinde yaşayan milletlerdeki bu barış havası diğer bölgelerde de oldukça tesirliydi.Mesela;binlerce kilometre uzaklıktaki Açe de yaşayan Müslümanlar kendilerini tehdit eden Portekizlilere karşı Osmanlı dan yardım istemiş Osmanlı nın bir donanma göndermesi ile Portekizliler geri adım atmıştı.Diğer devletler Osmanlı nın hakimiyeti ve koruması altında olan devletlere zarar vermeye cesaret edemedikleri gibi özellikle Avrupa da devletler arası münasebetlerde Osmanlı asla göz ardı edilemezdi.Diğer Avrupa ülkelerinin ilk dikkate aldıkları ve kendi aralarındaki münasebetlerde bile ne söyleyeceğine baktıkları Osmanlı buralarda da devamlı denge unsuru olmuştur.
OSMANLI İLAHİ MESULİYET ŞUURUNU TAŞIMAKTAYDI
Etnik yapıları ve dini inançları birbirinden oldukça farklı toplulukların farklı beklentilerini ortak noktada buluşturan Osmanlı kilise cami ve havranın yan yana durduğu bir üst kültür tesis edebilmişti.Osmanlı nın kurmaya uğraştığı Nizam-ı Alem mefkuresinin özünde İlahi Mesuliyet şuuru bulunmaktadır. Osmanlı nın yaptığı fetihler de bu mesuliyet duygusuna dayanır. Yeni devletler fethetmek geniş topraklar elde etmek güçlü devlet kurmak halk kitlelerini yönetmek gibi pek çoklarınca büyük görünen hedefler Osmanlı için birer vasıta olmaktan ileri gitmiyordu.Çünkü İslam dininin bu konudaki emri dünyalık elde etmek değil; İ’lay-ı Kelimetullah’’ yani Allah ın adının ve dininin her yere duyurulması yüceltilmesi ve İslam nimetinden bütün insanlığın istifade etmesinin sağlanmasıydı.
Mensubu bulunduğu İslamiyet in çizdiği bu sınırlar içerisinde idaresi zulme değil adalete dayanan Osmanlı insan hak ve hürriyetlerini çağı itibariyle en geniş manada uygulanmaktaydı.Osmanlı da sadece farklı dinlerden olanlara haklarının verilmesi yanında aynı dinin farklı mezheplerine mensup olanların da haklarına riayet ediliyordu.Mesela 16.yüzyılda Katolik Habsburgların baskısı altında olan Protestanların Osmanlı için söylediği Türklerin eline düşmek Frenklerin eline düşmekten daha iyidir.sözü tarih kitaplarına kadar girmiştir. Endülüs ün son şehri Gırnata nın İspanya nın eline geçmesinden sonra dünyada eşine zor rastlanılır dini baskıya maruz kalan İspanya Müslümanları ve Yahudileri çareyi bir başka Avrupa devletine sığınmakta değil Osmanlı Devletine sığınmakta buldular.İspanya daki binlerce Müslüman ın yardımına giden Osmanlı donanması Yahudileri ve Katolik İspanya nın elinden kurtardı.Hatta kendi ülkelerinde yerleşmelerine ticaret yapmalarına varlıklarını sürdürürken kimliklerini korumalarına yardımcı oldu.Ardından Almanya Yahudilerini saymak lazım.Osmanlı tarihi uzmanı Robert Mantra ya göre Osmanlı nın barış ve adaleti onlar açısından nihai mutluluk değildi.Ama tarihin hiçbir döneminde bir daha görmeyecekleri bir mutluluk ve barıştı.
Osmanlı nın yükseliş döneminde (15.yüzyıl) kurmuş olduğu bu dünya barışı ve nizamı 17.yüzyılda başlayan duraklama döneminde de tesirini devam ettirdi.Ancak 18.yüzyılda artık eski gücü kalmayan ve bir çöküş sürecine giren Osmanlı nın dünyada da tesiri bu sürece paralel azaldı.Dünya sahnesine yeni güçlerin çıkmasıyla Osmanlı idaresi altındaki milletler birer birer ayrılmaya başladılar ve artık dünya da Osmanlı Nizam-ı Alemi yerine bu güçlerin istek ve menfaatleri doğrultusunda farklı bir düzen şekillenmeye başladı.Bütün bu gelişmelerin neticesinde bir güç haline gelen Rusya Kafkasları hakimiyeti altına aldı.1900 lü yılların başlarında ise Balkanlar Osmanlı hakimiyetinden ayrılarak halen de devam eden bir kargaşaya düştü.Bir müddet sonra da tesirleri ve zararları itibariyle herkese dokunan Birinci Dünya Savaşı patladı.İkinci Dünya Savaşı felaketi ise bundan sadece çeyrek asır sonra oldu.
Osmanlı Barışı nın yerine getirilen hiçbir formül bu tarihten sonra da çözüm olmadı ve Balkanlardaki kargaşa artarak devam etti.Son olarak Yugoslavya da Sırplar Boşnaklara karşı bir soykırıma girişti.Dünya devletleri uzun müddet buna seyirci kaldı.Çok geç de olsa bu soykırıma müdahale edilebildi.Bu sırada bölgeye vazifeli olarak giden ve çaresizlik içerisinde kalan Amerikalı generalin o zamanki Dışişleri Bakanımız Sayın Hikmet Çetin Bey e söylediği şu sözler Osmanlı Barışı nın büyüklüğünü bu defa askeri bir yetkilinin ağzından bir defa daha duymamızı sağlamıştır:Sayın Bakanım Siz Osmanlı döneminde bu lanet olası yeri bu kadar uzun yıllar hiç kavga dövüş olmadan sulh içerisinde nasıl idare ettiniz Allah aşkına!
Aynı dönemlerde Ortadoğu da da durum bundan farklı değildi.Güç odakları coğrafyanın parçalanmasına ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen kavgaların başlamasına sebep oldu.Kısacası Osmanlı nın bu topraklarda tesis ettiği barışın ne manaya geldiği bu bölgelerin bugünkü durumuna bakarak da anlaşılmaktadır. Buralarda halen devam eden kargaşanın en önemli sebebi Osmanlı Barışı nın sona erdirilmesidir.
İNSANLIK OSMANLIYI HAYIRLA YAD EDERKEN BUGÜNÜN SÜPER GÜÇLERİNİ TARİH NASIL ANACAK
Bugün biz Osmanlı Devleti nin kurduğu ve Batılıların da takdir ettiği Osmanlı Barışı hakkında sadece güzel şeyler söyleyebiliyoruz. Fakat bugün dünyaya jandarmalık yapan süper güçler hakkında gelecek nesiller ve tarih kitapları acaba neler söyleyecek? BOP projesinin icrasında Suriye’de, Irakta yaşanalar, Sırpların Bosna’da Boşnaklara, Azerbaycan’da Ermenilerin, Çeçenistan’da Rusların, İsrail’in bugün Lübnan’da gerçekleştirdiği vahşet, Filistinlilere Gazzede yaptıkları Yahudilerin savunmasız insanlara kullandığı silahlar. İçerisinde yaşadığımız çağda Ortaçağ vahşetini hortlatmış, İnsan hakları barış, adalet havariliği yapan Batı dünyasının maskesini düşürmüştür. Artık tek çare Osmanlı misyonuna sahip çıkılması ve Osmanlı milletler topluluğu için çalışmak olmalıdır. Osmanlı adaleti ancak bu misyonun yüklenilmesi ile hayata geçebilecektir. Bu insanlık adına bir mecburiyettir. İnsanlık kaybolmaya yüz tutmuş insanlık onurunu Osmanlı güneşi sayesinde kurtara bilecektir.
HALİL ÖZCAN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir.