Haber Nöbeti

reklam

ŞULE YÜKSEL’DEN GÜNÜMÜZE TÜRBAN DAVASI :BİRİNCİ BÖLÜM

ŞULE YÜKSEL’DEN GÜNÜMÜZE TÜRBAN DAVASI :BİRİNCİ BÖLÜM
Serap UYSAL
Serap UYSAL( suysal@habernobeti.com )
1961 Adana doğumlu. 1981 de Kur'an Kursu öğretmeni olarak göreve başladı. AUAOF SOSYAL BILIMLER mezunu. 2007'de emekli oldu. 4 çocuk annesi. Yayınlanmış iki kitabı var.
267
03 Eylül 2019 - 23:51

BİR ÖMÜR BÖYLE GEÇTİ:ŞULE YÜKSEL ŞENLER
Kıbrıslı olan Dedesi Mehmet Ali Aycan CUMHURİYET DÖNEMİ’ ni yakından yaşayan ve takip edenlerden .
Eşi İKBAL Hanım ile beraber Cumhuriyet’in ilke ve devrimlerini benimseyip hayata geçirenlerden olmuş ,özellikle de modern kıyafetleriyle ilke ve inkılapların elit kesimine dahil olmuşlar .
Çocuklarını da bu minval üzere yetiştiren Mehmet Ali Aycan, kızları Ümran’ı hayat görüşü kendilerine uyan teyzesinin oğlu Hasan Tahsin ile evlendirirler.
Ailenin 6 çocuğu olur.
İsimlerini dahi özenle seçtikleri Özer, Göksel, Yüksel, Gülsel, Tuncer ve Çiğdem isimli çocuklarının modern, laik ve cumhuriyetçi olarak yetişmesi için azami çaba gösterirler.
Yüksel, MAYIS 1938’de Kayseri’ de dünyaya gelir.
Kıbrıslı aile Kimya mühendisi olan Hasan Tahsin Bey’in işi dolayısıyla bir süre Kayseri’de ve Türkiye’nin değişik illerinde ikamet ettikten sonra İstanbul’a taşınır. Son durak İstanbul’dur onlar için .

EĞİTİM HAYATI

Bu arada aktarmamız gereken önemli bir husus da Yüksel’in tahsil durumudur.
Tahsili yarım kalmıştır. Ailevi sorunlarından, maddi sıkıntılarından ve özellikle de annesinin rahatsızlığından dolayı Kız Eğitim Enstitüsü ortaokul 2. Sınıfa kadar ancak eğitimine devam edebilir.
Ancak şu var ki, eğitim sadece okula gitmek değildir. “İnsan isterse tekeden dahi süt çıkartır.” misali o da evdeki sorumluluklarını evin büyük kızı olarak yerine getirdikten sonra ne bulursa okur. Kendini yetiştirir. Öyle ki artık genç kızlığının ilk evrelerinde yazdığı öyküler Safa Önal’ın da teşvikiyle Yelpaze dergisinde çıkmaya başlar. Kız kardeşiyle beraber “Duyuşlar ve Görüşler” isimli köşe yazıları yazmaya başlarlar.
Onları bir yerde konuşurken izleyen bir gazete sahibi hanım modern genç kızlar olarak gördüğü iki kız kardeşe yazmalarını teklif eder. Şair Faruk Nafiz Çamlıbel’in halasının kızı olan bu hanım (İFFET HALİM ORUZ’)ın çıkardığı kadın dergisine yazılar yazarlar .
İffet Hanım onlara isimlerinin erkek ismine benzediğini ve ek birer isim almalarını ve bu isimlerle yazmalarını söyler .
Ve isminin ŞULE YÜKSEL’e dönmesi onun bu isimle tanınmasını sağlar .
Kızkardeşi de Gonca ismini ek isim olarak seçer :GONCA GÜLSEL ŞENLER
Bir hafta ŞULE ,”Duyuşlar “başlığıile bir hafta da GOnca “Görüşler”başlığı ile yazacaktır .

Ancak gazetede İFFET hanımın isteği gibi modern görüşler içeren yazılar değil, farkına bile varmadan ağabeyinden etkilendiği manevi havayı içeren yazılar yazarŞULE Yüksel .
Gazete sahibi İffet Hanım ,Şule Yüksel’in ifadesine göre Teodor Herzl hayranıdır .
Bu durumda ikaz alır yazdıklarının konusuna dair .
Aşka dair yazması istenir .Gençliğinin verdiği heyecanı yazılarına aksettirmesi istenir .
Yazar .Ama bu aşk Allah aşkı ,vatan aşkı ve mecazi aşka dair 3 hafta sürecek bir yazıdır .
Yazılarına sansür uygulanır ama ,o bildiğinden şaşmaz .
Gazetenin tirajı onun yazıları ile yükseldiğinden gazete sahibi İFFET Hanım onu işten çıkarmaz. Lakin O, daha sonra kendi isteğiyle oradan ayrılır .

Ve bu ilk deneme hayranı olduğu ve okuduğu Gökhan Evliyaoğlu ve Peyami Safa gibi ünlü yazarların yazdığı “YENİ İSTANBUL gazetesinin gençlik köşesinde yer almasıyla devam eder .Aslında o yazılarına sansür uygulandığı için zaman zaman Evliaoğlu ve Peyami Safa’ya dert yanmış ,ancak onlar tarafından böyle bir magazin dergisinde iman içerikli yazılar yazmanın daha bir önemli olduğu konusunda oradan ayrılmaması için tavsiyede bulunulmuştur .İş içinden çıkılmaz sıkıntılara sebeb olunca durak YENİ İSTANBUL Gazetesi olmuştur .

Şule Yüksel 18 yaşına gelince 4 yıldır görüştüğü ve evlilik planları yaptığı bir gençle nişanlanmak üzere iken ilişki bozulur ve evlilik planı iptal edilir. Oldukça üzücüdür bu durum Şule Yüksel için.
Annesi onun düştüğü bu üzücü atmosferi dağıtması için bir ermeni terzinin yanına verir. Bu da hayatının önemli bir olayıdır, zira yeteneği sayesinde terzilikte de başarı sağlar .
Ermeni terzinin Avrupa’dan getirdiği moda dergileri o zamanlar dini hayata oldukça uzak olan Şule’nin elinden düşmez .
Siyasi olaylara da kayıtsız değildir .
1950 Yılları…
Kıbrıs mitinglerinde ,atayurdu Kıbrıs için ağlayarak okuduğu şiirler milleti de ağlatır .
1960 ihtilali sonrası kurulan AP’de demokrat görüşe sahip bir aile yapısına sahip olduklarından ,annesi AP.de kadınlar kolu başkanı olur .Bakırköy Gençlik Kolları Edebiyat ve Kültür Kolu Başkanlığı da onun yeni durağıdır.

AĞABEY ÖZER ŞENLER

Şule Yüksel’in ağabeyi Özer ,ortaokul öğretmeni Necati Bey’in tarih derslerinde kısaca değinilen İslam Tarihini öğrencilerine hassasiyetle üzerinde durarak anlatmasından etkilenir ve lise döneminde Nevzat Yalçıntaş vesilesiyle Said Nursi ile tanışarak onun öğrencilerinden olur .
İsmi Said Nursi tarafından “ÜZEYİR”olarak değiştirilir .
Üzeyir’in dini hayata kucak açması ,hele ki evde namaz kılması anneyi çıldırtır .
Oğluna engel olmak için odaya kilitlediği oğluyla dalga geçen birsi vardır evde .O kişi 15 yaşındaki kızkardeş “Yüksel ‘dir .

Kapıyı inatla açmayan kızkardeşe ve anneye rağmen ÜZEYİR ,sabah ezanı okunurken üçüncü kattaki evin penceresinden tarzanca iner ve camiye gider .Bir süre bu şekilde hareket eden Üzeyr’in bu durumunu kimse fark etmez .
Üzeyir’in durumu aileye tam tamına zıttır .

İçkili sofralar ,musiki hocasından ders alan kızlar ,ud ,keman ve mandolin eşliğinde yapılan fasıllar ,plajlardaki hayat …elbette bu büyük bir hayat görüşü tarzındaki farklılık Üzeyir’in evden kopmasına neden olur .
Evden kopmasına rağmen iki kız kardeşi Yüksel ile Gülsel’in dini hayata dönmesi için çok çaba gösterir .
Ağabeylerini dinlemeyip kaçan kızlarda yazı yeteneği olduğunu söylemiştik .
Bir ara Üzeyir ,sarılık hastalığından yatağa düşer .
Bu halinde bile öldü ölecek kaygısını taşıyan ailesine tek vasiyeti onların örtünmesini istemektir .
Abisinin özellikle de Şule Yüksel’e olan ricası onun bir kez bile olsa sohbete gitmesidir .
Ölüm döşeğindeki abisinin ;”hiç olmazsa bir kerecik ,hatırım için nolur”isteğini geri çevirmek ise ,işte bunu yapamadı Şule yüksel .
Abisinin ricası üzerine onu derse götüren yaşlı hanım kadar sohbetteki diğer kişiler de şaşarlar bu duruma.
Üzeyir beyin kız kardeşi nasıl olur da hiç abisine benzemez derler .Dekolte kıyafeti ve ojeli tırnaklarıyla göze batar ,yadırganır .
Girdiği meclis ,hep kapalı bayanların olduğu bir meclis olunca haliyle utanır eteklerini örtmeye çalışır ,tırnaklarını gizler .
Okunan risalelerden bir şey anlamayınca sıkılır ama yine de sonraki günlerde toplantılara katılmaya devam eder.

Uyarılar üzerine, önce işe orangutan maymunlarının tırnaklarına benzetilen tırnaklarını düzeltir .ojeler yoktur hayatında artık .
Sonrasında başörtüsü gündeme gelir bu konuda sıkıntısı vardır .
Yarım örter ilkin .
Eline risale verirler denemek için ,o konuda da çok beğeni alır .Zira risaleyi okuyanlARI DİNLERKEN ÇOĞU Kİİ UYUKLARKEN ONUN GÜZEL OKUMASI HERKESİ HAYRAN BIRAKIR .
Artık iyice bu hayata heveslenmeye başlar ve hayatının dönüm noktası :Namaz!

Dini hayata girmiştir artık ama başörtüsü konusunda sıkıntıları devam eder .
Başörtüsünün klasik Anadolu kadınları gibi bağlamak ta nefsine ağır gelir .
Bu sıralarda aile büyüğü anneanne ki ,ailede tek namaz kılan kişidir .
Lakin o da modern tabir edilen hayatın içerisinde başı açık ve özellikle kıyafet konusunda İslami tesettürü benimsemeyen biridir .
Yüksel’e kızar .
“-Adın gibi yükselmek ve çağdaş olmak yerine gericiler gibi örtünmüşsün ,kürt karılarına benzemişsin ne bu?
Bununla da kalmaz kızını ve damadını da fırçalar .
Şulenin tepkisi ise büyüktür anneanneye :
-Sizin yüzünüzden ömrümüz boşa geçti ,dinimizi öğretmediniz bize! serzenişlerine aldığı karşılık ise klasik bir cevaptır ki, günümüzde ve her zaman söylenegelen bir ifadedir :
– İslam’ı ben sizden iyi bilirim !
Önemli olan dürüst ve namuslu olmaktır, yüreği temiz olmaktır .Gerici ve yobaz olmak ,başına bez bağlamak değil!”
Bu ifadeler bize tanıdık geliyor değil mi sevgili okurlar !
İkbal anneanne çok sık olmamakla beraber yine de kızının evine geldiği sıralarda çatışmalar ,çekişmeler ,tartışmalar hep sürer .
Şule oldukça inatçıdır ve annesini, kızkardeşlerini de toplantılara götürür .
Ailede değişim ,baba da dahil ve hepsi namaza başlar .
Bir gün ağabeyi Üzeyir eve geldiğinde onların hepsinin namaz kıldığını görünce gözlerine inanamaz, sevinci tavan yapar .
Artık Şule Yüksel için yeni bir dönem başlamıştır.
“Herkes kendi yediğinden ikram eder .”kabilinden çevresindeki insanlara da kendi yaşadığı manevi havayı aktarmak için harekete geçer.
1965 Yılı ise hayatının yıldönümü örtünmeye karar verdiği dönemdir.
Başörtüsünü değişik şekillerde bağlar bir türlü klasik örtünme şekillerini benimseyemez.
Bugün Emine Erdoğan, Hayrünnisa Gül gibi hanımların da örtünme stili olacak ve “Şulebaş” sol kesimde ise “SIKMABAŞ” diye adlandırılan örtünme biçimini daha önce eğitimini aldığı terzilik ve resim yeteneği ile birleştirerek kendisi üretir .
O günkü görüşüne göre öyle bir örtü olmalıdır ki bu herkes beğenip örtünmeyi istemelidir.
Ailesi ağabeyi dışında bunu tasvip etmez ve beğenmez.
Ailesinin örtünmesine tepkisine rağmen o bildiğini okur ve yoluna devam eder.
Değişik başörtüler ve pardesüler diker, üretir. Örtüsüne adeta bayrak gibi bir anlam yükler .
Bu arada çalıştığı yayın organları da değişir doğal olarak .
Hayat görüşü değişir, yayın hayatına da MEHMET ŞEVKET EYGİ’NİN çıkardığı Yeni İstiklal gazetesi ile devam etmeye başlar .
Ağabeyine gösterdiği bir yazı, Mehmet ŞEVKET EYGİ ‘ye götürülünce çok beğenilmiş ve sürmanşetten yayınlanmıştır .
Yeni yayın hayatı bir çok derdi ve problemi de beraberinde getirir .
Yeni İstiklal gazetesinde, üniversiteye ellerinde kitap, çarşaf ile giden üç genç kızın yanında Şule Yüksel’in de “Müslüman kadınların örtünmesi şarttır .”diyen yazı yayınlanır.
25 Ocak 1965 tarihli “Yeni İstiklal” gazetesinde “İslam Kadınına Hitap” başlığıyla yayımladığı ilk yazısında şöyle hitap eder Türk kadınına :
“Salahiyetli yazarlarımız şimdiye kadar defalarca, İslâm’da kadının yerini, haklarını ve Cenab-ı Hakk’ın kadınların örtünmesine dair emirlerine itaat edilmesi icap ettiğini gazete sütunlarında ele aldılar. Hak için, Rıza-i İlâhî için yazdılar, kalem oynattılar. Bunca yazılan yazıların, bildirilen hakikatlerin bütün cemiyeti tesiri altına alan müspet bir netice vermediği ve ahlâkî sukutumuzun her gün biraz daha ilerlediğini görerek üzülmekteyiz.
Müslüman Türk kadınını bu derece vurdumduymaz, kendisini yaratan Hâlık’ının emirlerine bu derece bîgâne hale düşüren sebepler üzerinde düşünüp, onları teşhis ettikten sonra, onu, dünyanın dört bucağına ahlâk ve fazilet sembolü olarak ün salmış olan eski benliğimize yeniden hangi yollarla kavuşturabileceğimizi düşünerek, bu yolda çareler arayıp, bulmak boynumuza borç olmakta devam etmektedir!
Resulü Ekrem Efendimizin ‘Bildiğini söylemeyen, dilsiz şeytandır. Hak’tan bildiğini söylemeyene, kıyamette ateşten gem vurulur’ mealindeki hadislerine uyarak hakikatleri Hak namına dile getirmek dinî ve vicdanî vazifelerimizdendir. Bir zamanların konuşurken yüzlerinde her an bir renk dalgası değişen; hayâ, namus, iffet ve seciye timsali olan Müslüman Türk kızları ve analarının bugün sokak ve caddeler dolusu yollara dökülmüş, vasıtalarda itilip kakılan, erkekler arasında ezilip sıkıştırılan, giyimiyle matmazel ve madamları gölgede bırakan, konuşurken hal ve hareketiyle, serbestlik ve fütursuzluğuyla erkekleri dahi hayrete düşüren, daha saymakla bitiremeyeceğimiz ve saymaktan hicap duyacağımız bir sürü kepazeliğine göz yumup, elimiz kolumuz bağlı nasıl oturabiliriz?
Dinlerin en yücesi ve mütekâmili olan İslâm dininin kadınlara vermiş olduğu değer ve ehemmiyeti, İslâmiyet’in zuhurundan evvelki diğer dinlerde aramak beyhudedir. Kadın, mümtaz vasfını İslâm kadını olmakla kazanmış; İslâmiyet’teki mümtaz mevkiine de ancak bu suretle ulaşabilmiştir. Onun ulaştığı bu mevkide şerefine, haysiyetine, namus ve faziletine layık bir şekilde bulunup, yine aynı emsalsiz vasıflarını muhafaza edebilmesi için yegâne çare İslâmiyet’in çizdiği sınırları aşmamasıdır.
Zamanımızda İslâm prensiplerine uymak zor, hatta bazılarına imkânsız gibi görünmektedir. Hâlbuki mahlûkatın en yükseği ve şereflisi olan insan, diğer mahlûkattan kendisini ayıran ve kendisine verilen nimetlerin en büyüğü olan akıl ve mantığını işletebildiği takdirde, zahiren zor, hatta imkânsız gibi görünen bu iş’de büyük bir kolaylık, doyulmaz bir lezzet ve yüksek bir manevi huzur olduğunu idrakte gecikmeyecektir. Bu idrake milletçe erişebildiğimiz gün, kurtuluşumuzun ebedî mahvoluştan kurtuluşumuzun saadetini hep birlikte tadacağımız muhakkaktır. O günü bekliyoruz. Ümit ederek, sabrederek…
Allah’ın emirlerine fütursuzca sırt dönmüş Müslüman Türk kızı ve kadını! En kıymetli maddî ziynetin olan tenin, vücudun ve saçlarını muhafaza ederek setreden örtülerin, manevî ziynetin olan namus ve iffetini de aynı şekilde setretmekte idi. Bugün ise adeta soyunurcasına bu örtüleri atmak suretiyle yaratılışında mevcut olan hayâ, namus ve iffetini de silkip attığının farkında mısın?
Daha yakın bir geçmişte Türk kadınlarını dünya milletleri nazarında dahi rezil eden, bütün bir millet olarak bizleri yerlerin dibine geçiren “Kadeş Faciası” halen hafızamızda yaşamaktadır. Ya, Almanya’ya çalışmak bahanesiyle gönderilen ve faşinglerde Alman erkeklerinin kucaklarına sunulan Türk kızları ve kadınlarının isim bulmakta güçlük çektiğimiz rezalet ve kepazelikleri? Daha bunlara benzer yüz kızartıcı sayısız misaller her gün her an gözlerimizin önünden geçip gidiyor. Kalbimizi en hassas yerinden yakarak dağlayarak…
Artık uyan ve düştüğün bu zilletten kendini kurtar. Aziz ve muhterem Müslüman Türk kadını!…”
Ve bu yazı Türk Kadınlar Birliğinin dava açmasına neden olur .Ve mahkeme yolları görülür.

Yazımız İNŞAALLAH devam edecek .

Serap Uysal

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Muharrem Yakın4 Eylül 2019 / 06:57Cevapla

!!!

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir.