Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0.03
BIST 1,144
%0.54
Dolar 8.13
%0.63
Euro 9.61
%0.70
Altın 497.92
REKLAM

ŞULE YÜKSEL ŞENLER VE TÜRBAN DAVASI :ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

10 defa okundu kategorisinde, 09 Eki 2019 - 07:38 tarihinde yayınlandı
ŞULE YÜKSEL ŞENLER VE TÜRBAN DAVASI :ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
reklam

Yazımızın İkinci bölümünde Şule Yüksel’in evliliği ve 4 aylık evliyken hapse girdiğinden bahsetmiştik .

Hapishane de tebliğ ve irşad faaliyetine devam eden Şule Yüksel ,burada da mahkum kadınlarla çok güzel diyaloglar kurar .Lakin sağlığı tehlikeye girmiş ,hapishane ortamı onun ciğerlerini kötü etkilemiştir .Artık ömür boyu kendisini rahat bırakmayacak bir rahatsızlığa müptela olmuştur .Ufacık bir soğuk algınlığında nefes alamayacak hale gelir ve bir yandan hastalığı bir yandan evliliği onun faaliyetlerine ara vermesine neden olur .

ŞULE YÜKSEL EŞİNDEN ŞİDDET GÖRÜYOR

Şule Yüksel, konuşmalarında hep eşleri tarafından şiddete maruz kalan kadınlara sabretmesini tavsiye ederken ne hazindir ki ,ilahiyatçı eşi tarafından şiddete maruz kalır .

Sebebsiz yere yediği dayaklar onun sabrını tüketir ve artık evliliğin devamına imkan kalmaz.6 yıla yakın süren evlilik bittiğinde onu ve eşini sevenler çok üzgündür .Çünkü onlar toplumda örnek alınmış bir ailedir ve durumun böyle neticelenmesi sevenlerini çok üzmüştür .

Ayrılık akabinde sevenleriyle tekrar buluşur .

Eski günlerdeki gibi yazmaya ve sohbetlerine devam eder .

İdealist Hanımlar Derneğini kurarlar.

Manevi başkanı olduğu bu dernek müdavimleri arasında Emine Gülbaran da vardır .Tayyip Erdoğan ve arkadaşları da bu dernekle ilgilenmekte derneğin faaliyet ve ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı olmaktadır .

Bu arada Emine Gülbaran ve Tayyip Erdoğan’ın evlenmelerine vesile olur .

İKİNCİ EVLİLİK

Hayatında yeni bir dönem ikinci evliliği ile başlar .

Kanada’da yaşamış ve eşini kaybetmiş muhafazakar bir maden mühendisi beyefendi ile evlenir .

Bu evlilik mekan ve hayat tarzı değişikliğine de vesile olur .

Yeni çevresi İSMAİLAĞA cemaatidir. Eşi dolayısıyla girdiği bu çevrenin ve burada tanıştığı Dr. Sevim Asımgil ‘in de etkisiyle ikinci bir radikal karar alır ve ŞULEBAŞ tercihinden vazgeçip çarşaf giymeye başlar .

Artık hayatındaki yeni dönemde, türbanlı arkadaşları ve Milli Gazetedeki yazıları yoktur.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dünürü Sadık Albayrak, İsmailağa Cemaati Şeyhi Mahmut Hoca’dan Şule Yüksel’in tekrar Milli Gazetede yazı yazması için izin ister .

Şeyh ,belli konular dahilinde yazmak üzre izin verebileceğini söyler .

İKİNCİ EŞ VE YİNE DAYAK ,YİNE ŞİDDET

Kaderin bir cilvesidir herhalde ki ,ikinci eş de şiddet uygulamakta ve sabrını zorlamaktadır .Her seferinde durumu şeyhine bildirip yardım istediğinde tavsiye edilen sadece sabırdır .

Erkek egemen toplumumuz, sadece kadına sabır dilemekten başka bir şey yapmazken aslında İslam’ın yanlış anlaşılmasına sebeb olduklarını düşünmezler bile .

Ve dayanma gücü 11 yıl sürer .11. yılın sonu ayrılıkla bittiğinde hazindir ki, İsmailağa Cemaati onunla tüm ilişkisini keser .Yalnızları oynamaktadır artık .

Anne Ümran Hanım vefat eder .Babasının yanına taşınır .ZAMAN Gazetesi yeni yazı durağıdır .

Eşini kaybeden babası Hasan TAHSİN Bey’in, psikolojisi çökmüş ve hafızasını yitirmiştir .Bir gün evden çıkar ve geri dönmez .

Vatandaşların sokakta bulduğu Hasan TAHSİN Bey, Bakırköy akıl hastanesine götürülür .Ne yazık ki orada diğer hastalardan dayak yiyen Hasan Tahsin Bey burada yaşamını yitirir .

Hayatının ilerleyen döneminde ,son yıllarında aynı hastalık Şule Yüksel’e de sirayet eder ve o da hafızasını kaybeder .Kimseleri tanıyamaz olur .Kıbleyi ve namazda okuyacaklarını dahi şaşırır.

Uykusuz geceler ve ağlamalar .Artık günleri böyle geçmektedir. Ve doktorların onu sürekli uyuttuğu bir süreç başlamıştır hayatında .

VE YOLUN SONU GÖRÜNDÜ

Hepimize ,aşağıdan ,yukarıdan yolun sonunun göründüğü gibi Şule Yüksel de o günleri gördü .Araştırmalarımız esnasında o ,hastanede yatarken son zamanlarında bakıcısının onu kimseyle görüştürmediğini öğrendik .

Kimbilir ne ızdıraplar çekti ki, bunun görünmesini istemediler .

Ve ALLAH’ın dön emrine o da icabet etti .

Dolu dolu yaşadığı ve oldukça hareketli olan hayatı ona bir çok ızdırabı da beraberinde getirmiş .

KADINA ŞİDDET İSLAM’DA VAR MI?

Elbette insanlar içindir hayatın içinde acıyı ,tatlıyı ,mutluluğu ve mutsuzluğu an be an yaşamak . Ancak şu var ki dertlerimize derman olması gereken İslami düsturların erkek egemen toplumuzda ihlal edilmesi ve bunun neticesinde de kadınlarımızın isterse okumuş kesimden olsun ,eşleri de dahil ,kaba kuvvete ve şiddete maruz kalması çok hazindir .

Allaü Teala’nın emirlerinin ve onun rasülünün uygulamalarında kadına şiddete yer yok .Ancak ne yazık ki Şule Yüksel de bu şiddete maruz kalmış ve yüzden hayatı zindan olmuş.

“Keşke hiç evlenmeseydim !”diyecek kadar, “dinin yarısını tamamlamak “olarak tabir edilen evlilik müüessesi yara almış .MÜSLÜMANIM diye geçinen bu insanlar şeyhler de dahil, önce topluma vaz’etmeden kendi nefislerine vazetmeliler .

İslam’da dayak var mı yok mu tartışmalarının halen yaşandığı günümüzde ki ,Şule hanım da bunu konferanslarında dile getirmiş, maalesef bunun olduğunu ve sabretmenin sevabını anlatmış .

Oysa ki, peygamberimiz(sav) Veda Hutbesinde bize olan vasiyetinde “Sizler kadınları Allah’ın bir emaneti olarak aldınız !”derken kadınlarınızı dövebilirsiniz mi diyordu acaba?

“Sizin en hayırlınız kadınlarınıza karşı en hayırlı olanınızdır!” derken dayak atarak hayırlı insan olunamayacağını da başka bir çok hadisinde dile getiriyordu .

Toplumun büyük bir ızdırabı olan bu konu maalesef ki çok yanlış yorumlanmış ve kanayan bir yara halini almıştır .

Müstakil bir yazı olacak ,”Kadına Şiddet ve ISLÂM “konusunu yazım konularımız arasına alalım ve bu konuyu burada keselim .

Şule Yüksel’in hayatını araştırırken dikkatimizi çeken bir çok şeyden bazılarını bu yazı dizisinde dile getireceğimizi yazmıştık.

Birincisi dayak mevzusuydu ve bunu yukarda zikrettik .Ne yazık ki,iki evliliğinde de dindar ve birisi ilahiyatçı olan üstelik entel sayılacak eşleri tarafından kaba kuvvete ve şiddete maruz kalmak çok zor olsa gerektir .

Ikinci bir dikkatimizi celbeden şey, Şule Yüksel’in hayatında tesettüre girmesine etki eden bir Alman bayan.
.Bu bayanın adı CEMİLE ALKONAVİ

CEMİLE ALKONAVİ ve ŞULE YÜKSEL

Konferanslarında bu bayanın ve Mehmet Şevket Eygi’nin de zaman zaman onun yanında yer aldığını öğrendik .Bu Cemile hanım hakkında da kızkardeşi GONCA Hanım’ın bir roman yazdığını ve bu romanın da filme çekildiğini biliyoruz .

Cemile Hanım’ın da yer aldığı bir konferansta küçük oğlu ve kızının da onların yanında konferansa katıldığını ve bunlardan birinde küçük oğlunun mikrofonu kapıp,konferanstaki kadınlara hitaben bir şeyler söylediğini ve bunun da cemaati oldukça etkilediğini okuduk .

Kim bu Cemile Alkonavi diye oldukça merak ettik ve internet ortamından ve Şule Hanım’ın hayatını kitaplaştıran hanımdan bunu bizzat sorduk .

Kitabı yazan yazar bayan bu konuda bilgi veremedi .Sadece onun konferanslarda bir ara beraber olduklarını ve benim bilgim varsa kendisine iletmemi rica etti .Ben de bulduğum linkleri gönderdim .

Şule hanım’la ilgili bir çok videoyu da izlediğimi bu arada belirteyim .Kendi ağzından yapılan proğram ve röportajlardan edindiğim bilgileri,hakkında yazılan makaleleri tarayıp aktardım burada .

Ancak Cemile Alkonavi ile ilgili kendi ağzından çıkan doğru dürüst bir bilgi yok .
Cemile ALKONAVİ ‘nin esas ismi Rotraut Scheer’dir.Said Nursi’nin talebelerinden MUHSİN Alev vasıtasıyla müslüman olan ve CEMİLE adını alan Rotraud Scheer,daha sonra MUHSİN Bey’le evlenir .MUuhsin Alev,yüksek eğitimin Almanya’da yapar. Daha sonra ismini Abdulmuhsin Alkonavi olarak değiştirir .(Konyalı olması dolayısıyla SADREDDİN KONEVİ ‘nin isminden etkilenerek ) Selim Said Hamdi ve Anisa Saida Nuriye isimli bir kız ve bir oğlan çocukları olur .
ABDULMuhsin Alkonavi devletin kendisine verdiği bir görevle birlikte Said NURSİ tarafından görevlendirilerek Almanya’da nurculuğun yayılmasında ve matbuat faaliyetlerinde önder olur .Kurdukları matbaada tevafuklu Kuran-ı KERİM’in ve risalelerin basımı ve dağıtılması işini üstlenir .Onunla Almanya’da nurculuk ve risaleler yayılır .Orada basılan tevafuklu Kur’an ve risaleler Türkiye’ye de gönderilir .
Bu bilgileri araştırdıkça işin işinden olmadık bilgiler çıkıyor .
1967 -68 yıllarında CEMİLE Alkonavi, Türkiye’de Şule YÜKSEL’in konferaslarına çocuklarıyla beraber eşlik eder .
Cemile Alkonavi’nin Şule Yüksel ve halk üzerinde büyük etkisi olmuş .
Şöyle ki ,demirperde ülkelerinden Doğu Almanya’dan dinsiz bir anne babanın kızı müslüman oluyor ve İSLAM’ın emirlerine uygun hal ve tavırlarıyla gelip ,Şule Hanım’ın örtünmesinde ve sohbetlerinde etkili oluyor .
Şulebaş denilen tarz ortaya çıkıyor ve Şule Yüksel’in örneklik ve önderliğinde bu stil iyice topluma yerleşiyor .Oluyor mu başörtüsünün adı “Türban” .

TÜRBAN İCAD OLDU ,TESETTÜR BOZULDU

Bizim ISLÂM anlayışımızda türban diye bir kavram yok .Türbanın da Şule Yüksel tarafından ortaya atıldığı ve onun gayet ihlaslı bir şekilde ki, bundan şüphemiz yok ,ALLAH kendisinden razı olsun, bir çok kadının ve kızın örtünmesine vesile olmuş .
Islami hayata dönüşe sebeb olmuş hasılı kelam toplumda etkili olan bir çığır açmış .

Ikinci evliliğinden sonra onu çarşaflı görüyoruz .Sule Hanım burada Sulebaş diye adlandırılan tarzın islami tesettüre uygun olmadığnı anladığını söylüyor .Ve bu tarzdan vazgeçiyor .

Bu sefer de diğer bir uç kesime giderek iyice radikalleşiyor .

Toplumumuzda başörtüsünün tarz ve biçimiyle çok oynanıyor .

Başörtüsü kullanan ,tesettürlü hanımlarımıza bakıldığında onların hemen hangi cemaat mensubu olduğunu kestirmek mümkün .

Her cemaat tesettür konusunda bir prototip oluşturmuş ve kıyafetleri de bir üniformaya dönüşmüş adeta .

Bunun toplumu ayrıştırıcı bir unsur olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz .

Niye bir hanım gittiği bir toplantı veya cemaatte illa ki onların tarzına bürünmek zorunda olsun.

Bu durum dine antipati duyanların da öfkesini celbetmekte, durum siyasi bir nefret ve söylemle karşılık bulmaktadır .

Kısacası başörtüsü artık bir ibadet olmaktan çıkarılıp bir siyasi simge ve moda haline dönüştürülmüştür .

Sanki her başörtülü veya imam hatipli ,belli bir siyasi görüşe sahipmiş gibi lanse edildiğinde toplum iyice gerilmekte .

Diyesim ve bağırasım geliyor ki :

“Cekin ellerinizi başörtümüzden”

Hem bizleri üzen , hem de Şule Hanım’ın sağlığında dile getirdiği bir hususa da değinmeli:

O da içi boşaltılmış ve moda unsuru haline getirilmiş türban ve tesettür .

Tüm ibadetlerimizin içinin boşaltılmaya çalışıldığına ve bunda büyük oranda başarılı olunduğuna dikkatinizi çekmek isterim .

Bakınız bizim de muzdarip olduğumuz bu konuda ne demiş Şule Hanım.

….ızdırap çeken insanlarımızın çoğu çektikleri ızdırabı ,verdikleri mücadeleyi unutmuş ,kimi hasssasiyetlerini kaybetmiş görünüyorlar .Kendi çocuklarını ihmal edenler ve kızlarının açılmasını ve aşırı serbestliğini hoş karşılıyorlar ki şaşıyorum ”

Evet Şule Hanım’ın da dediği hassasiyetlerimiz ve işin formülü unutulmuş artık tesettür ,tesettür olmaktan çıkmış .

Insanın sorası geliyor:
” Sahi tesettür neydi ?”

SAHİ TESETTÜR NEYDİ?

Nelerden bahsediyordu Nur Suresi ,Ahzab Suresi?

Kur’an’a bakın da o söylesin tesettürün ne olduğunu?
Mü’minlerin annelerinin hayatına bakın,sahabe annelerimize bakın da onlar söylesin tesettürün ne olduğunu ?
Maraşlı Sütçü İmam’a sorun da o söylesin tesettürün ne olduğunu? Maraş’ta ilk kurşunun neden atıldığını yine o söylesin!

Tesettür adına dini simge ve isimleri kullanarak ceplerini şişirenlere alet olan en bi dindar kesim de;” ben bu tesettürün neresindeyim?” demeli kendi nefsine .

Sahi ,biz bu tesettürün neresindeyiz gerçekten .?

YAZI DEVAM EDECEK..

SERAP UYSAL

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Serap UYSAL
1961 Adana doğumlu. 1981 de Kur'an Kursu öğretmeni olarak göreve başladı. AUAOF SOSYAL BILIMLER mezunu. 2007'de emekli oldu. 4 çocuk annesi. Yayınlanmış iki kitabı var.
Yorum Yaz