Haber Nöbeti

reklam

ŞULE YÜKSEL ŞENLER VE TÜRBAN DAVASI :İKİNCİ BÖLÜM

ŞULE YÜKSEL ŞENLER VE TÜRBAN DAVASI :İKİNCİ BÖLÜM
Serap UYSAL
Serap UYSAL( suysal@habernobeti.com )
1961 Adana doğumlu. 1981 de Kur'an Kursu öğretmeni olarak göreve başladı. AUAOF SOSYAL BILIMLER mezunu. 2007'de emekli oldu. 4 çocuk annesi. Yayınlanmış iki kitabı var.
109
27 Eylül 2019 - 8:26

Şule Yüksel’in 25 Ocak 1965 tarihli “Yeni İstiklal” gazetesinde “İslam Kadınına Hitap” başlığıyla yayımladığı ilk yazısının çok ses getirdiğini ve bu manevi uyanışa davet yazısından çok kişinin etkilendiğini ilk bölüm yazımızda dile getirmiştik .
Müsbet ve menfi manada etkileri olan bu yazı ,Anadolu insanının dini hayatın sekte ve kısıtlamalar dolayısıyla buruk bir acı ile atlatıldığı ,yaşanmaya devam edildiği dönemde yazılması sebebiyle önemlidir .
Tarihin son dönemlerinde Kur’an öğretim ve eğitiminin yasaklanması ,dini yaşantının adeta yok olduğu ,insanların cenaze namazı kıldıracak insan bulmakta bile zorlandığı yerlerin olduğu bir devirde ve ezanın Türkçe okutulması,kılık kıyafette zorlamalara gidilmesi ,çarşaf ve benzeri tesettürün yasaklanması ,şapka giyilmeye insanımızın zorlanması ,batılılaşma temayülünün adeta Türk insanını taklitçi ve kimlik bunalımına soktuğu bir dönem ve Başbakan Adnan Menderes’in idamı ,onun yıllarca Türkçe okunan ezanı geri Arapça okuttuğu dönemdeki toplumun yaşadığı hassasiyet …bunlar unutulur şeyler değildir .
Menfi manada ise oldukça rahatsızlık duyulur bu yazıdan ve bu yazı Türk Kadınlar Birliğinin dava açmasına neden olur. Ve mahkeme yolları görülür.
Artık bir ayağı mahkeme kapılarını aşındırırken seminer teklifleri ardı ardına gelir.
İlk teklif Samsun’dan, bir İmam Hatip Lisesi öğretmeni olan Ali Acar Bey’den gelir .

O dönemin şartları düşünüldüğünde, acıyla kanayan millet vicdanının dine ve dini hayata olan özlemini yadırgamak yanlış olsa gerektir.
İşte böyle bir dönemde İstanbul’dan Türk ve İslam kültürünün merkezi olan , Osmanlıya senelerce başkentlik yapmış bir yerden bir kadının çıkıp ta etkili hitabeti ,çoşkun anlatımı ve örnek alınan tesettürü kadınları hayli etkiler .
Konferansların bu kadar ilgi görmesini de aslında araştırmak gerekir .
Büyük izdihamlar yaşanır bu konferanslarda .
Sadece kadınlar değildir onu dinleyen .
Beyler de bu konferanslarda onu dinlemek için salonlarda yer aldığında ve bunu ilk gördüğünde itiraz eder Şule Yüksel Hanım .
Dinimizde kadın sesinin erkek tarafından dinlenmesinin haramlığını öne sürerek erkeklerin olduğu bir ortamda konuşamayacağını söyler .
Ancak ısrarlar ve gözünün önünde alınan fetvalar, adeta manevi bir yangın içinde olan toplumun bir kadın eliyle ve diliyle de olsa söndürülmesine ihtiyaç olduğu dile getirilir ve neticede konuşulan ortamda değil de içerden, dışarıya hoparlörlerle verilen sesten dışarıda dinlemeleri kaydıyla beylerin de onu dinlemesine fırsat verilir. .(günümüze bir bakmak lazım. Ne kadar ilerleme kaydetmişiz .)
Onu dinleyenler arasında müftüler dahi vardır ve destek çığ gibi yağmakta konferanslar umulmadık etki ,tesir ve yaşamda değişikliğe sebeb olmaktadır .
İnsanlar artık özlemini duyduğu, ancak yasaklamalar sebebiyle adeta bağrında izi kalmayan Kuran’ın emirlerine geri koşarak gitmekte ve toplum ŞULE Hanım’ı bağrına basmaktadır.
Aslında özlenen, Asım’ın neslidir .
Kur’ani hayatı günlük hayata yansıtmaktır hedef .
Bunda büyük ölçüde başarılı olunduğu söylenebilir .
Yazımızın sonunda bazı düşüncelerimizi ve tespitlerimiz yazacağız ancak bunun sonraya bırakılması daha uygun olur düşüncesindeyiz .
Üç yıldan fazla bir zaman süren konferanslarda Türkiye’nin tamamını birkaç defa dolaştığını söylüyor ŞULE Hanım.
Saatler süren konuşmalar sadece avamdan halkın değil ,okumuş insanların ,milletvekili ve bakan eşlerinin de katılımıyla iyice hedef haline gelir .
Özellikle de ANKARA’da DİL TARİH coğrafya fakültesindeki verilen konferans büyük ilgi görür ve dolayısyla bundan duyulan rahatsızlık da o nispette büyük olur .
Tartışmalar büyük gürültüyle devam eder. Dönemin solcu yazarları Çetin ALTAN ,Falih Rıfkı Atay ,İlhan Selçuk, Nizamettin Tepedelenlioğlu gibi sol cenah yazılarıyla ateş püskürmektedir .

Falih Rıfkı Atay yazdığı bir makalede:.
“Atatürk, ‘Dil-Tarih’ adı altında o fakülteyi ne umutlarla kurmuştu. Atatürkçülüğün dayanağı olacaktı o fakülte! Rahmetli liderin hâtırası ile alay eder gibi medreseye çevrilmiştir. Bahanesi de komünistlikle, sol akımla savaş! Böyle sağcılık, solun ekmeğine yağ sürer. Sağ akıma katılan aydınlar, aydınlar arasında ancak ahmak olanlardır. 20’nci asırda 7’nci asır yürümez. 20’nci asırda kaba ve kara ve kalın milliyetçilik gitmez. Bir konferans salonunun kürsüsünü Şule’ye, Kısakürek’e düşürmek! Olur şey değil. 29 Ekim devrimciliğinin nerede ise 45’inci yılında, Başkent’de bir üniversite fakültesinin “Osmanlı Medresesi”ne soysuzlaştığını görmek!” Falih Rıfkı, yazısının bir yerinde “akıl hastası” diyordu Şule için.

Ve ilk tesettür eylemi :

ÜNİVERSİTEDE İLK TESETTÜR OLAYI

Son derece etkili bir biçimde süren konferanslar günlük yaşamda hayat tarzlarında da değişikliğe neden olmaktadır .
Konferansların etkisiyle bir ilahiyat öğrencisi olan Hatice Babacan (ALİ BABACAN’ın halası) üniversiteye ilk defa başörtülü giren öğrencidir ve derse girdiğinde hoca tarafından büyük tepki çeker ve sınıftan kovulur .
Dekan tarafından ihtar edilir ve başörtüsü ile okul arasında bir tercih yapmaya zorlanır .
Ve o zaman doçent olan Bahriye Üçok (BAHRİYE ÜÇOK ,1990 yılında bir cinayete kurban gider .Türkiye’nin ilahiyat camiasındaki ilk kadın akademisyenlerindendir ),Neda Armaner ve bazı öğretim üyeleri tarafından ikaz edilir .Bu kritik durumdan iyice bunalan Hatice Babacan fenalık geçirir ve bayılır .
Akabinde HATİCE BABACAN okuldan atılınca muhafazakar kesim de ayağa kalkar ve telefonlar ,mektuplar ,telgraflar alır başını gider .

ÖĞRENCİLER DİRENİŞTE

Mustafa Demiröz isimli bir öğrencinin açlık grevine başlaması,ve koma halinde hastaneye kaldırılması ,okuldan kovulması tüm yurtta öğrencilerin Ankara’ya yürüyüş yapması ve protestolar çoğalınca fakülte bir ay kapatılır ,dekan istifa eder .

MTTB ,MUHAFAZAKAR GENÇLİĞİN FAALİYET ALANI

MTTB ,muhafazakar gençliğin buluşma ve kültür faaliyetlerinde bulunduğu bir mekandır .İSMAİL KAHRAMAN(MECLİS BAŞKANI)Tayyip Erdoğan (şu anki cumhurbaşkanı)Abdullah Gül(eski cumhurbaşkanı) gibi günümüzün siyasetçilerinin görevli olduğu ve devam ettiği MTTB ‘de zaman zaman önemli yazar ,siyasetci ve şairler ,şahıslar konferans vermekte ve muhafazakar kesim bu konferansları ilgiyle takip etmektedir .

Bir yakalanma kararı nedeniyle Bursa’da, İstanbul’un çeşitli semtlerinde ve İzmir’de yaşadığı kaçaklık döneminden ve daha sonra aldığı takipsizlik kararından sonra Şule Yüksel konferansları, dinleyicileri de onu özlemiştir. Akın akın gelen kadınlar ve genç kızlar, MTTB’nin salonlarını, koridorlarını tıklım tıklım doldururlar. Dışarıdaki cadde ise neredeyse Valilik binasına kadar kadınlı erkekli dinleyicilere mekan olur.
Konferansa gelen Münevver Ayaşlı’yı sahneye çağırdıktan ve yan tarafına oturttuktan sonra saatler süren konuşması coşkuyla karşılanır, dinleyenlerin bir kısmı göz yaşlarına boğulurken, bazı açık kadınlar konuşmanın tesiriyle kapanır.

TÜRKAN ŞORAY ve ŞULE YÜKSEL

Bir süre sonra sonra Huzur Sokağı romanını yazar ve gazetede tefrika edilen roman çok büyük ilgi görür.hepimizin ilgiyle okuduğu belki de ilk dini roman denemesidir bu ve muhafazakar kesimin elinden düşmeyen bu kitap (günümüze kadar yapılan baskısı 100 ü geçmiş) büyük ses getirir .Çocuklarına ilkin ŞULE ismini koyanlar artık romanın kahramanı Feyza’nın adını vermektedir romandaki karakterler “FEYZA ,BİLAL,HİLAL” artık çok duyulan isimlerdendir .
. Bazı okurlar “Biz de o sokakta yaşamak istiyoruz, Huzur Sokağı nerede?” diye sormaktadır.
Roman,akabinde “Birleşen Yollar” adıyla film yapılır, kabul etmez diye düşünülen Türkan Şoray başroldedir. Çekimlerde zaman zaman bir araya gelirler, ancak Türkan Şoray etkilenmesin, diye daha sonra Şule Yüksel Şenler’i Şoray’dan uzak tutarlar. Çünkü Şule hanımın daha sonra ifade ettiğine göre, on gün kadar daha beraber olsalar, Türkan Şoray namaza başlayacaktı.
Şule YÜKSELşöyle anlatıyor bu anılarını:
“Namaz sahnesinde ellerini açmış dua ederken kendisini öyle kaptırdı ki çekim bitmesine rağmen Türkan Şoray hala devam ediyordu. Yalnız bırakılmasını istedikten sonra, “Anam, anam! Mahşer günü ellerim yakandadır anaaaam!”diyerek hıçkırıklarla ağlıyordu. Onun bağıra çağıra ağlamasını ve söylediklerini duyan gazeteciler bu konuda bir tek satır yazmadılar, onun nasıl etkilendiğini gizlediler.”
Aynı günlerde Şule Yüksel, Hz. Ömer’in Adaleti oyununu oynayan bir tiyatrocu olan Abdullah Kars ile evlenir.
Düğünlerio günün düğünlerinden farklıdır .kadın erkek ayrı olarak yapılan düğün bügünün islami denecek düğünlerine ilk örnektir belki de .sohbetler ,ilahiler eşliğinde yapılan düğün de o günün TÜRKİYE’sinde çok konuşulur .
davetiyelerde ayet ve hadis konmuş ,gelinliğini de teettürlü olarak kendisi tasrlamış ve dikmiştir Şule Yüksel …

Ancak ailesi ve çevresi buna şiddetle karşı çıkar. Kızlarının peşinden şehir şehir, ilçe ilçe koşturan kalp hastası Umran Hanım ile işlerinin başında olamadığı için iflasın eşiğine gelen Tahsin bey, kardeşi Gonca, Ankara’ya gidip yerleşen Şule Yüksel’e küser. Oysa ailesine daha fazla yük olmamak için evlenmiştir, fakat Hz. Ömer rolünü oynayan tiyatrocu “eşine şiddet uygulayan” biri çıkmıştır.
Evliliğin dördüncü ayında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a hakaretten açılan davası kesinleşir. Dört aylık tehirden sonra Bursa’da hapishaneye girerken ailesinden ağabeyi Üzeyir’den başka kimse yoktur yanında.
Hastalıklarla boğuşarak, hastaneye gidip gelerek geçmektedir hapis hayatı. Üçüncü ayda Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay onu affeder ancak o bunu kabul etmez ve 13 ay 9 gün sonra cezasını tamamladığında yanında yine ailesinden kimse yoktur. Kardeşi Gonca ise, o hapisteyken evlenmiş, eşiyle Danimarka’ya gitmiştir.
Şule Yüksel Şenler hapisten çıkmıştır ama “Allah’ım tekrar hapishaneye geri döneyim” diyeceği günler başlamıştır.
12 Mart muhtırasından sonra Bugün gazetesi kapatıldığı için yazı yazacak gazetesi yoktur, konferanslar da sekteye uğrar. Ailesinden, okurlarından, dinleyicilerinden mahrum, “Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben hâlime; titrerim mücrîm gibi baktıkça istikbâlime.” diyeceği ızdırab dolu bir hayat, Ankara’da onu beklemektedir.
Devam edecek
SERAP UYSAL

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir.