Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0.26
BIST 1,542
%0.28
Dolar 7.53
%-0.40
Euro 8.98
%0.22
Altın 411.29

SORUMLULUK VE DAVA

748 defa okundu kategorisinde, 26 Ara 2020 - 19:58 tarihinde yayınlandı
reklam

SORUMLULUK VE DAVA

Tarih, gayelerinden asla vazgeçmeyenlerin adıyla yazılır. Sorumluluk imanî, vicdani ve kültüreldir. İnsanoğlunun yaradılış gayesi içerisinde bir sorumluluğu var. Akıl baliğ yaşından son nefesine kadar… Her sorumluluğun da bir bedeli vardır. Tüm yapılacak olanlar Allah rızası içindir. Bizim buluşmamız, gönüllere hitabımız, tüm işlerimiz, Allah’ın rızasını kazanmaktan başka bir şey olamaz. Siyasi partilerimiz, teşkilat, cemaat ve şahıslarımız Allah’ın davasına hizmet için, vatan, millet için olmalıdır.

Son senelerde bütün kahırlığı ile yaşadığımız problem ve felaketler, insanlığın, İslam coğrafyasının ve ülkemizin içerisinde bulunduğu durumu nasıl izah etmeliyiz? Ne yaptık veya neyi yapmadık da bugün böyle bir durumla karşı karşıyayız? İnsan ve toplum olarak bir muhasebe ve murakabe yapmak zorunda değil miyiz?

Günümüze bakarsak sorumluluğu, davayı, ideali, varoluşumuzun hakikatini, varoluş gayemizi unuttuk… Hak ve hakikatlerin yerine sanal ve sahtelerinin piyasada revaçta olduğunu, millet olarak bizi yok etmek isteyen düşmanların planlarının, düşmanlıklarının olduğunu unuttuk, tedbir almadık, mücadele etmedik. Oyun kurucu değil piyon olduk, senaryo ve projeler alet olduk…

Ülkenin nerelere sürüklenmekte olduğunu göremeyecek kadar kör ve sağır vicdanları uyandırmalıyız. Artık millet uyanmalıdır!

Bu dünyaya bir amaç için gelen insan, bu amaç uğruna mücadele ederse her iki dünyada da ancak mutluluğa ve başarıya ulaşır.

Sorumluluğumuz var!

Her şeyden vazgeçebiliriz ama sorumluluktan asla… Davası büyük olanın yükü de ağır olurmuş. Millet ıstırap içerisinde iken onun evlatları rahat edebilir mi? İslam’ın derdiyle dertlenmemiş, vatanın, milletinin, birbirinin derdiyle dertlenmeyen insan neye yarar ki… Bu ülkede birilerinin umurunda olmasa da bu değerleri dert edinenler var… Biz bunların derdindeyiz. Bu toprakların hem üstünde hem de altında davası, ülkesi, milleti, dini için dertlenenler vardır. Biz bunlardanız…

Bizim görevimiz, derdimiz gönülleri, toplumları, çağı Islah değil mi? Geleceğe, yeni çağlara hazırlık yapmak değil mi? Resulün yolundan gitme yüceliğiyle nasiplenmek değil mi? Bizim derdimiz, inancımızın derdidir! İnsanız ama Hz. İnsan olmak, insanı kâmil sıfatıyla şereflenmek, İnsan bihakkın görevini yerine getirirse Hz. İnsan olur. O halde sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz.

“Ey iman edenler Allah’a karşı sorumluluğunuzun hakkıyla bilincinde olunuz ve ancak Müslümanlar olarak can veriniz” (Al-i İmran, 102)

İnsan inancının sorumluluğunu taşımalı ve onunla hemdert olmalıdır. İslam, aklı olana sorumluluk yüklemiştir. Akıl, imanla yoğrulursa, şekillenirse anlam kazanır. Bu dünyada bize düşen, başta hakkıyla Müslüman olmak ve ameli salihte bulunmaktır. Haksızlıklar, yanlışlar karşısında elinle düzeltme, dilinle düzeltme veya buğzetmek vardır.

Günümüzde, mücadele unutulmuş. Kur’an da çok yerde mücadele ayetleri vardır. Kur’an kalk mücadele et diyor. Aklı kullan, bilimi yücelt, dünyayı imar et, toplumları ıslah et diyor…

İnsan için en büyük kayıp ve yıkım varlığının gayesini unutmaktır! İnsan, “Niçin yaratıldım, niçin yaşıyorum, nereye gideceğimin” cevabını hakkıyla verdiğinde kurtuluşa ermiştir…

(Diyoruz, uyarıyoruz ki,) Ey İnsan! Seni esir alan bu hayattan, beyhude davranış ve aldanışlardan kurtar kendini! Ne olduğunu, kim olduğunu tarihi misyonunu hatırla titre ve kendine gel diyoruz.

Büyük medeniyetler kurmuş bir milletin evladının, nesillerinin davası elbette olmalıdır. Biz milli devlet idealinden kopmadan, global güçlerden korkmadan milli hedefler için mücadele etmeliyiz. Biz inancımızın, tarih ve medeniyetimizin omuzlarımıza yüklediği şerefli vazife için mücadele edeceğiz!

Günümüzde dava insanları, akledenler, vicdan sahipleri insanlığın, İslam’ın, Türk dünyasının dertlerine derman aramak görevleri vardır!

Bizim çabamız kutlu medeniyetimizin yeniden inşası için, muhteşem Türkiye sevdası için çaba değil midir? İslam’la yeniden tanışmak, barışmak için, İslam Rönesans’ını gerçekleştirmek, bir değişim ve güzellik iklimi oluşturmak değil midir? Elbette o halde sabırla azimle çalışma ve gayret gerekir…

İnanmışın gayreti, inancının emrinde mücadele edip haine, zalime dur demek, mazluma umut vermek olmalıdır. Dert; İslam’dır, vatandır, millettir, devlettir, bayraktır. Dert; kendinin ve sorumluluğun ne olduğunu ve ne yapmak gerektiğini bilmek, uyanmak, uyarmak, kendine gelmektir.

“Derdi, davası dünya olanın dünya kadar derdi olur.” sözünü hatırlayarak sorumluluğumuzu yerine getirmek için, insanlığın derdiyle gönüllerimizi dertlendirerek gerçek dertli ve sevdalı olmalıyız… Bu sevdayla mücadele etmeliyiz.

Mücadele farzdır, imkân meselesi değil, iman meselesidir!

Samimi Müslüman, inancının gereğini her alanda her yerde yapmalı; yaparken de zamana, yaşa ve imkâna takılmadan, son nefesine kadara mücadele etmekle görevlidir. Bu devletin bu milletin, inancın bu topraklarda hem derdi var hem de dertlileri vardır…

Dava sahibinin mücadelesi, dert sahibi bir gönle sahip olup sorumluluğu taşımaktır. Davası olmayanın istikameti de olmaz! Yalpalar, savrulur!.. En tehlikeli hastalıklar, farkına varılmayan, suni gündem, sahte algılar ve problemlerle oyalanıp sonunda ziyana uğramak, acılara gark olmaktır.

Hayatlarını bir davaya vakfedenlerin hareket noktaları idealleridir. Dava ruhuna sahip olanlar, hayatlarını ideallerine göre program altına alır, his ve düşüncelerini, ideallerinin istikametinde disipline ederler. Onların yaşadıkları hayat, kendi hayatları değil, inancın, ideallerinin gerektirdiği hayattır. Onların ruh, kalp ve kafaları bu hayat tarzına göre şekillenir. Bizim dilimizde bunlara “Dava Adamı”, daha samimi söyleyişiyle de “Dertliler.” Denir. (Evet, biz dertlilerdeniz! Derdi dert edinenlerdeniz)

Sorumluluk, dava adamı olmayı gerekli kılar!

İnsanların içerisinde uyarıya muhtaç olmayan var mıdır? Yoktur. Kendimizi, toplumu uyarmakla görevliyiz. Birbirine, inancına, devletine, milletine, tarihine, medeniyetine, mazlumlara karşı sorumluluktur.

Dava iyinin, güzelin, doğrunun ve faydalı olanın yeryüzüne hâkim olmasıdır.

Peki, dava tamam da dava adamı kimdir, nasıldır?  

Sorunlu birey değil sorumlu birey olmalıyız. “Problemin çözümünde görev almayanlar problemin kendisi olurlar.” (Goethe)                                                                                                                                                  İnandığı değerler uğruna önüne çıkan engeller karşısında hayatının her anında ve her yerde Hak uğruna mücadeleden yılmayan, vazgeçmeyen insandır dava adamı.

Dava adamı; geçmiş olaylardan dersler çıkararak geleceğe yön veren insandır. Tufanı görmeden karada gemisini yapan Hz. Nuh (a. s), yanacağını düşünmeden ateşe atılmayı göze almış Hz. İbrahim (a. s) olan, Hz. Yusuf (a. s) gibi davası uğruna yıllarca hapiste çile çekmeyi önceden kabullenmektir…

(Veya) Müşriklerin İslam davasından vazgeçmesi için her istediğini vermeleri teklifine, Hz. Peygamber (s.a.v) “Sağ elime güneşi, sol elime ayı verseler, ben yine bu davadan vazgeçmem.”  İfadesinde anlam bulmadır, dava insanı olmak…

Asıl dava adamları; Allah’ın emirlerine uyup, Resulün yolundan gidenlerdir!

İnsan başıboş değildir! Yeryüzünü mamur ve ıslahla görevliyiz! Başta, insanlar kendisini ıslah etmeden toplum ıslah olmaz.

İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Al-i İmran, 104) Bu davetlere icabet gerekmez mi?

Dert sahibi ya da sorumluluk sahibi olmak; İslam’ın derdiyle, mümin kardeşinin, mazlumların sorunlarıyla hemhal olmaktır.  Yoksa İslam, söylemden ziyade eylem dini değil midir?

İslam, dava sözle, sloganlarla yaşanmaz, fiiliyatla yaşanır!

“Davamız Müslüman Türk Milletinin varlık ve Beka davasıdır!’ O halde; “Millet ıstırap içerisinde iken onun evlatları rahat edemez.” (A. Edibali). Bizim davamız; çıkar, kuru kavga, kısır çekişme ve oy hesabı değil, ‘Bir medeniyetin inşası ve yeniden diriliş hamlesi!’  Davasıdır.

Dava insanının kutlu Gayesi;

“Bir medeniyet inşası için kültür taşıyıcısı, rehberlik görev ve misyonuyla aklı, düşünmeyi ve ilmi gerçeklerle Türkiye’yi, yeniden kültürüne ve değerlerine göre inşa etmek, Muhteşem Türkiye yapmak arzusunda olmalıyız.” (A. Edibali). İşte bu farkındalıktır. İslam’ın gayesine ve milli ideallere inanan, bilimsel düşünceyi önemseyen imanlı, cesur, fedakâr ve milletin müdafaasında kararlı fertler yetiştirmek vazifemiz olmalıdır.

Mücadele sorumsuz toplumun omuzlarına bırakılamaz, bir yığına bırakmakla kurtuluş ve başarı beklemek mümkün değildir. Ben varsam dava var, zafer var diyecek şuura sahip olunmalıdır. İştirak etmediğimiz, çilesini çekmediğimiz bir kurtuluş mümkün değildir. Hiçbir zafere de çabasız, kolay yoldan ve çabuk ulaşılmaz.

İnanıyoruz ki, bu ülke ve hedefler, dava insanlarının omuzlarında yükselecektir. Değişim ve gelişmenin unsuru evvela insan olduğuna göre, ülkemizin gelişmesini, kalkınmasını evvela fert düzeyinden ele alıp, ıslaha insandan başlamalı ve böylelikle toplumla neticelenmelidir.

İslam yalnız inançtan ve ibadetten ibaret de değildir. Bir hayat kâinat nizamı bir yaşayış modeli olduğu unutulmamalıdır!..

Allah’a çağıran, dine ve dünyaya yararlı iş yapan ve “Ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim vardır? (Fussilet, 33)

Sabırla, azimle, mücadeleyle zafere koşulmalıdır. Biz değerlerimiz için varız bu değerler için mücadele eder ve bu değerler için yaşarız. Zafer gayrete âşıktır. Uzun soluklu bir yolculuktayız. Yolculuğu kolay kılan yol arkadaşlarıdır… Bu davada yol arkadaşlarına ihtiyaç vardır. Karınca misali de olsa yerimizi, safımızı ve yolumuzu belirleyip her an mücadele etmeliyiz. Söylemle, sloganla değil fiiliyatla mücadele olur. Bugün Mücadeleye katılmayanların yarın söz söyleme hakları da olamaz.

Büyük davası olanlar, küçük dert veya problemlerle uğraşmazlar. Davanın şuurunda, hayattan dersler çıkararak, paylaşarak, bizlere daha güzellik ve hayırlar getirmesini düşünerek, umut kapımızı, penceremizi daima açık bırakalım, idealler ve dava peşinde koşalım…

Biliyoruz ki, İnanmış iradeler önünde hiçbir engel yoktur ve duramaz… Dava adamları zarara uğrasa da hüsrana uğramazlar.

Niyetimiz halistir. Allah yolunda yanmadan, pişmeden zafer muştusu söylenmez. Ömür denilen sayılı bir nefestir. İnanan, iradeli dava insanları son nefesine kadar Haktan, adaletten, hayırdan ayrılmadan mücadele ederler… Bize düşen sorumluluk taşıyıp seferde olmaktır. Gayret bizden Tevfik Allah’tandır. Bahtımız ve yolumuz açık olsun…

 

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yahya DEMELİ

Yorum Yaz