Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0.09
BIST 1,529
%-0.51
Dolar 7.32
%-0.55
Euro 8.85
%-0.50
Altın 408.12

GERÇEK GÜNDEME DÖNÜLMELİ

1322 defa okundu kategorisinde, 04 Ara 2020 - 22:56 tarihinde yayınlandı
reklam

ORUÇ REİS NİYE DÖNDÜ?

 

Araştırma gemimiz Oruç Reis yeniden limana döndü. Oruç Reis’in limana dönmesi ile ilgili Almanya Başbakanı Merkel AB birliği zirvesi ile ilgili olarak;  “Oruç Reis’in tekrar Türk limanına dönmesi zirve öncesi iyi bir işaret” dedi. Merkel,  ne demek istedi? Aslında Merkel ; “Doğu Akdeniz’de biz AB olarak Yunanistan’ın arkasındayız, Türkiye’nin saygılı davranıp, Gemisini Limana çekmesi ve araştırmadan vazgeçmesi Yunanistan’ın taleplerine sıcak baktığı anlamına gelir, biz bundan memnun olduk. Aferin Türkiye’ye” dedi. Üstelik “Türkiye’nin mülteciler ile ilgili yaptığı fedakârlığı takdir ediyoruz.” demekle “ Siz milyonları beslemeye, muhafaza etmeye devam edin; bizde Suriye’de politikalarımıza devam edelim” demeye getirdi.

Devletimizin Akdeniz ile ilgili uyguladığı politikaların ne kadar açık olduğunu göremiyoruz. Katar ile atılan 10. Adet imzanın da ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Çünkü kamuoyuna açık ve net bir açıklama yok.Neyi kazanıp neyi kaybettiğimizi bilmiyoruz. En azından kazandıklarımızı bilsek milletçe sevineceğiz veya kaybettiklerimize yanıp üzüleceğiz.

 

PANDEMİ VE YAPILAMAYANLAR.

 

Pandemi aldı başını gidiyor. Ne halkımız gerektiği gibi yapılanlara inanıyor nede devlet gerçekten zecri tedbirler alıyor. Alınan tedbirler anlık, yani pansuman tedbirler, yaranın tedavisi ve kapanmasına dair tedbirler değil. Üstelik maalesef ekonomik olarak alınmış bir tedbir yok. Devlet ihtiyaç sahiplerine bir şey vermek bir tarafa ne devlete ait kurumlar alacaklarından vazgeçiyor nede belediyeler. Ülkede elektriği ve doğal gazı kesilen vatandaş sayısı bile nerede ise 2 milyona yaklaşmış.

İnsanımız üzülüyor elbette. Gazete ve televizyon kanallarında pandemi ile ilgili Avrupa ve Amerika’da ölenlerden ve salgının yayıldığından bahsediyorlar. Türkiye’nin durumu oralardan daha mı parlak? Daha mı iyi durumdayız? İktidarı ve muhalefeti milletin halini unutmuş siyaset sahasında top çeviriyor. Üstelik iktidarın dışladığı ve daha doğrusu cezalandırdığı için partilerinden koparak parti kuran kişiler de kendilerinin bu olanlardan bir dahl-i ve vebali yokmuş gibi iktidara saldırıyorlar. Bu kişiler makamlarında kalmış olsaydı bu gün nerede, hangi yer ve yer merkezde olurlardı acaba?

 

 

GERÇEK GÜNDEME DÖNÜLMELİ

 

Gerek devletin yönetiminde gerekse mecliste bulunan herkes ülkenin gerçek gündemlerine dönerek; salgın hastalık sebebiyle sıkıntıya düşmüş, işini kaybetmiş, mağdur- olan esnaf- ticaret erbabı-emekçi herkesin derdiyle ilgilenmelidir. Devletin bütün imkânlarını seferber ederek, feryat eden herkesin mağduriyetleri giderilmelidir.

 

KARABAĞ ÖNEMLİ…

 

Yine ülkemizin gündeminde olan Karabağ’a asker gönderme işinin bir an önce yapılması orada Rusların hâkimiyet kurmaları önlenmelidir. Ruslar birkaç gün içinde bölgeye intikal ettikleri halde Türkiye henüz asker göndermenin hazırlığını yapıyor. Sebep olarak orada kurulacak binaların yapımı gösteriliyor; Ruslar gittikleri günden bu yana nerede konuşlanıyor? Onlar nerelerde kalıyorsa Mehmetçik’te o şekilde kalırdı. Önemli olan Mehmetçik’in bir an önce orada olmasıdır.

 

AKDENİZ BİZİMDİR

Akdeniz de, Ege’de ne hakkımız varsa, uluslar arası kamuoyunun insafa gelerek bize vermesini beklemeden; kendi öz irademizle almanın ve sahip olmanın yoluna bakmalıyız. Anlaşılmıştır ki, AB ve ABD, Rusya ve benzerleri bizi Anadolu’ya hapsetmenin planlarını yapmaktadırlar. Türkiye her ne kadar Anadolu’da konuşlanmış olsa da sınırları bazılarının aklının alamayacağı kadar büyük ve güçlüdür.

 

KATAR ANLAŞMALARI AÇIKLANMALIDIR.

 

Hükümeti idare edenler, Katar başta olmak üzere; uluslar arası ne anlaşması yapmışlarsa bunları milletle ve en azından muhalefetle paylaşmalı! Leh ve aleyhimizde ki her şeyi yanlışsa düzeltmeye, doğruysa yanında durmaya milletin, hem hakkı hem de yetkisi vardır. Çünkü vatanın ve devletin gerçek sahibi millettir.

 

İSTATİSTİKLER GERÇEK OLMALI

 

İstatistiklerle oynayarak milleti kandırmak, ancak yatsıya kadar yanar. Yatsıya kadar bile kalmaz. Nitekim Pandemi ile ilgili hasta sayılarına kimse inanmıyordu. Gerçekler ilan edildi, herkes gerçekleri öğrendi. Ölümler ile ilgili rakamları da millet elbette öğrenecektir. Enflasyon ile ilgili rakamlar ise kimseyi tatmin etmiyor. Tatmin olanlar da inanmak istediği için veya imkânları iyi olanlar da rahatsız olmadığı için mutlular.

 

ARIZA NERDE?

 

Kimsenin samimiyetinden şüphe duymuyoruz. Elbette iktidarda bulunlar iyi yapmak, iyi şeyler yapmak için gayret ediyorlar. Lakin işler kötü gidiyorsa, devlet cihazının bir yerlerinde arıza var demektir. Bu arıza idare edenlerde mi, sistemde mi, şartlarda mı? İdare edenlerde ise onlar işi ehline bırakmalılar. Sistemde ise milletçe sistemi değiştirelim. Şartlarda ise millete zorlukları anlatalım devleti idare edenlere destek olur hep birlikte zoru başarırız.Ama devlet adamları nefsi değil millet lehine düşünerek açık, net ve şeffaf olmalı.

 

FEDAKÂRLIK ÇİFT YÖNLÜ!

 

Devleti idare edenler eğer kendileri bir eli yağda, bir eli balda;  halk yoksulluk ve yokluk içinde ise halktan fedakârlık istemeye hakları olamaz olmamalıdır. Örnek olarak 2.Dünya harbinden sonra yerle yeksan olan Almanya, ekonomik kalkınmasını temin etmek için bir kısım ekonomik tedbirler alır. Vatandaşlarının devlete topyekûn bir destek için bir süre herkesin patates yemesine karar verilir. O günün Alman devlet adamları başta olmak üzere bütün halk, verilen sürede patates yer; artan parasını devletine bağışlar. O günlerde Türkiye’ye santral kurmaya gelen Almanlar, Kütahya ilinin Tavşanlı İlçesinin Tunçbilek beldesinde ülkelerinden çok uzakta olmalarına rağmen karar süresince sadece patates yerler, tasarruflarını vatanlarına gönderirler. Bu olayında canlı şahitlerinin pek çoğu halen sağdır. Fedakârlık en tepeden başlar, en aşağıda biter. Yöneticiler fedakârlık yapmazsa aşağıda halk da böyle bir fedakârlığı hem yapmaz hem istemez. Çünkü fedakârlık gönül işidir, gönüllülük işidir.

 

BİRLİK İÇİN BİRLİK GEREKİR.

 

Osmanlının en sıkıntılı zamanlarında, milli meselelerde halkın desteği istendiğinde milletin ortak malı olan Peygamberimiz(SAV) sancağı çıkarılır halka teşhir edilirdi. Halk da o sancağın altında toplanır ve milli mesele hal olurdu. Ülkede birlik istiyorsanız; kim hangi partinin insanı olursa olsun, ortak paydalarımızda bir araya gelmek için ortak değerlerimizi öne çıkaracaksınız. Kendinize saygı duyduğunuz kadar kimseye hakaret etmeden eşit şartlarda masaya oturacaksınız. Ülkenin milli menfaatine olan hiçbir şeyi gizlemeden açık ve şeffaf olarak görüşüp konuşacaksınız. Sorunların çözümüne katkı da bulunması için muhataplarınıza fırsat vereceksiniz. Milletin gündemi ne ise devletin gündemi de o olacak; çünkü millet devlet için değil devlet millet için var. Millet olmazsa devlette olmaz. Devletin varlığı milletin varlığı ile kaimdir, devlet yoksa orada bir milletin ve vatanın varlığından da söz edilemez.

 

Mustafa GÖKTEKİN

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Mustafa GÖKTEKİN

Yorum Yaz