Haber Nöbeti

reklam

DERDİ BİLMEYENİN DERMANI; ŞİFA DEĞİL, ZEHİRDİR!

DERDİ BİLMEYENİN DERMANI; ŞİFA DEĞİL, ZEHİRDİR!
Mustafa DEMİR
Mustafa DEMİR( mdemir@habernobeti.com )
68
28 Mart 2019 - 15:03

DERDİ BİLMEYENİN DERMANI;
ŞİFA DEĞİL, ZEHİRDİR!

Mustafa DEMİR

Ülkenin, toplumumun veya birey olarak kendimizin, sorunlarımızı doğru anlayanlarımızın oranı,
acaba nüfusumuzun yüzde kaçıdır? Bu soruyu sorduğumuzda, alabileceğimiz tam ve doğru cevap yoktur.
Hayatımızı, yaşadığımız olayları tetkik ettiğimizde de insanlarımızı yetiştiren ve çalıştıran kurumların
maalesef böyle bir meselesinin olmadığı anlaşılabilir.
Hedefsiz Kalmak, Huzuru Bozar ve İç Çatışma Doğurur.
Bir de toplumun fertlerini aşarak, toplumu sevk ve idare eden, ilim kurumları mevkiinde
bulunanların yoğunluğunu (varlığının çokluğunu) bilerek “teşhis ve tedaviyi bilmeye dair çabayı
sorgularsak”, ülkenin asli sorularına-sorunlarına, çözümlerine vakıf insan sayısının çok az olduğu ortaya
çıkar diye düşünüyorum. Farklı seviyelerde kamu görevi yapmış biri olarak, cevabı aramayan bir makamı
işgal etme meşguliyetimizi hüzünle müşahede ettiğimi söyleyebilirim. Mefkûresiz, amaçsız,
dinamizmden mahrum bir meşguliyetin yılgın ve kırgın mensupları halinde akıntıya kürek sallayan
geçiştirmelerin faaliyet halkasına dâhilizdir. Çoğunluğun kendi keyfinde ve hazlarıyla uyuşmuş durumda
olduğunu izleyebilirsiniz. Kimisi haksızlıklara maruz kalarak sinmiş, kimisi muhalif sayılarak itilmiş…
Millet varlığına dâhil olmanın büyüklüğüne erişememiş durumun fotoğrafı net ve görülebilir durumdadır!
Direk veya dolaylı olarak sorumlu olanların yaptıkları ve yaşattıkları, ayrıca bildiklerini zannedip icrada-
idarede paye sahibi olanların, toplumsal hayatta oluşturduğu sonuçlardır bunlar.
Günü kurtarma cambazlığı, toplumda korku imparatorluğu kurmuş durumda. Lafla gemiyi
yürütebileceğini ezberleyenlerin, beyin yıkayan propagandaları; ehliyet, liyakat ve ilimden gücünü
almıyor. Program ile ilkelerin, sorumluluk semtine uğrayamadığı bir saltanatın doğmasına vesile
olmuşluk hükmünü icra ediyor sadece. Marjinallik artarken, insan ve gurupları umutsuzlukla kinlendi,
kirlendi ve çok sivrildi. Kimi göç etti yabancı diyarlara, kimi de ‘terki faaliyet’ etti. Ufuksuz, önünü
görmez, çözümsüzlüğün kahrıyla debelenmekte, beklemede!
Büyük İdealler, Yol Bilmezlerin Önündeki Engellerdendir. Bundandır Sürüleştirmeleri…
Yönetenler, durumu böyle bildikleri için, toplumu, umutsuzluk ve çözülmeyle sürüleştirmiştir. Bu
da kolay idarenin vazgeçilmez hâli olmuştur!
Peki, ümitsiz ve çaresiz olmanın diplerinde miyiz? Elbette hayır! Bilenlerin sistem dışına itilmesi
veya gerekeni bildirmelerinin önlenmesi, bildirirlerse hayatlarına mal olacağı hususu, çözümsüz
sükûtumuzun sebebidir.
Çözüm için ortaya çıkan sivil-resmi cemaat, topluluk, vakıf, dernek, parti vs. nin halini gözden
geçirmekte de fayda var. Meşruiyetin sınırları içinde fikrini, programını topluma deklare eden, topluluklar
kurarak faaliyet gösteren bütün yapıları gözden geçirme gereği vardır. Bunların dünya görüşleri,
programları, projeleri, metotları, fikir kaynaklarının tetkiki de önemlidir. Faaliyetlerin asli sermayesi
insan unsuru olduğuna göre, insanın şekillenişi, şahsiyet kazanması hususunda kabul ettikleri veya
ürettikleri kaynaklara ulaşmamız, bilmemiz, ülkenin yarını için değerlendirmemiz lazım. Sonra,
çürüklerini ayıklamak, sağlamını değerlendirmek gereklidir.
Canlı bir toplumun içinde, bu can alıcı seyir ve tetkikimiz, durumumuz ve ülkenin güvenli yarını
için, potansiyelimizin kıymet ve derecesini abartısız bize gösterir.
Zenginleşmek, Gelişmek Değildir. Gelişmek; Bilimsel Altyapı Ve Üretim İster.
Gelişme, değişme, kalkınma isteklerimiz; köküne bağlı, dünyaya açık, bilimsel, ahlâki, hukukî,
iktisadî şartları ve imkânları hazırlamadan, sükûnet ve istikrar içinde hedefleri icra etmeden olmaz. Maddi
ve manevi anlamda elde edeceğiniz bir kalkınma hayal ürünü olamaz. Belki bir süreliğine emeksiz rant
zengini olabiliriz, ama gelişemeyiz. Borcun körüklediği refah da gelişme değildir. Borç alınana
teslimiyettir. İşte gizlenen ve pansumanla geçiştirilen kanamalar; çözümsüzlük ve umutsuzlukla
didişmeyi artırmıştır. Dünden bugüne süregelen bir beka sorununa dönüşmüştür. Bu da insanımızın iç ve
sosyal bütünlüğünü bozmuş ‘kaosa’ sürüklemiştir. İnsan, insanın; kurum, kurumun adeta kurdu olmuştur.

Milletlerin, medeniyetlerin, özellikle milletimizin tarihi; tedavi edilmemiş fetret şartlarının,
toplumu can alıcı yok oluşa sürüklendiğini beyan eder. Bu fasılda ise milletin, iyi olması ve ahenkli
beraberliği beklenemez. Problem yönetseldir. Yönetimin amir unsuru siyaset kurumudur. Devlet ve millet
buhranına, çözümsüzlüğüne çözümü halk sağlayamaz. Halkın doğru tercihi, demokrasiyle teşekkül eder.
Aldatılan halkın doğruyu seçme imkânı da yoktur! Milletin iradesini şu veya bu yönetim tarzıyla temsil
edenlerin, milleti geleceğine inandırarak, eğiterek, doğru hedefler gösterip faydalı üretimler yaptırarak,
derdin çözümüne milletçe kavuşması sağlanır. Arızalı lokomotif, mahsur kalmanın sebebidir. Milletler
için lokomotif unsur, ilim ile yönetim erbabıdır.
Öyleyse milletin her ferdinin iyi veya kötü olmasıyla varılacak netice olmayan durum var ortada.
Lokomotif unsur, yöneticiler–siyaset yapanlar ve ilim adamlarıdır dedik. Biri tespit ve teşhis eder, öbürü
icraatlarla tedavi eder. İki kapı birbirine kapalıysa despot, ben bilirimci, güce teslim olmuş ulak hastalığı
başlar. Çözümsüzlüğün kavgasından kurtulmak, ehil-yetkin ellerle kolaydır. Ama ihtiras ve ehliyetsizliğin
gasp ettiği sistem ağalığı durumunda çare bulmak zordur.
Arıza, Binanın Makine Dairesindedir…
Bu ifadelerin ardından sonra şimdi soralım. Bizim solcularımız, sosyal demokratlarımız, Atatürkçü
geçinenlerimiz (sağı-soluyla) milliyetçilerimiz, halkçılarımız, İslamcılarımız, islamsızlarımızın hepsine
soralım… Varlığıyla ilgili oldukları toplumun müşterek değerlerini bilme ve temsil konusundaki
liyakatleri nedir? Her biri tarihin bir dönemini kutsayıp kendince diğerlerini redde yönelmiş değil midir?
Birileri ırktan ırkçılığa, birilerinin dinden dinciliğe gitmesi, birilerinin de kendi tarih ve kültürünü red
etmesi, diğer birilerinin de sözde düşmanı oldukları emperyalizmin reçeteleriyle onun kültür-medeniyet
kaynaklarıyla tedaviye yönelmesi gerçeğimiz değil midir? Bir de bunların içinde kisveli ama iyi
devşirilmiş unsurların varlığının çokluğu korkumuz değil ama sarmal gerçeğimizdir. Bunlar, iş
yaptırmamak üzere sorumlularımızın zihnine virüs, ayağında prangadırlar.
Yani her birinin ‘ben’ dediği arenada, bütün fikirleri, güçleri, vatan-millet için birleştirecek ‘biz’
aklı gerekli değil mi? Vatansız, bayraksız, hürriyet olmayacağına göre, hepimizin ellerimizi birleştirerek
çözüme dâhil etme mecburiyeti vardır. Biz buna millet birliğiyle sağlanan ahenk diyoruz. Hedefte birlik;
milli mutabakatla sağlanır. Milli mutabakat, güçlü millet-devlet olmanın birincil şartıdır.
Millî Siyasetin Gücü de, Dayanağı da Millîdir… Millet Siyaseti, Zillet Siyaseti Değildir!

Devam edecek…..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir.