Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-1.02
BIST 1,329
%-0.74
Dolar 7.81
%-0.39
Euro 9.35
%-1.86
Altın 449.55
REKLAM

DEMOKRASİ VE SİYASET ADAMLARI

349 defa okundu kategorisinde, 21 Kas 2020 - 23:52 tarihinde yayınlandı
reklam

GERÇEK DEMOKRASİ!
Demokrasi, milletin kendi kendini idaresi olarak anlatılırsa da; millet kendi kendini hür iradesi ile seçtiği temsilcileri ile yürütür. Tarif budur ama gerçekten demokrasinin uygulandığı ülkelerde böyledir veya elbette buna yakın bir idare şeklidir. Lakin “mış gibi ” yapan ülkelerde ne yazık ki işler böyle işlemez.
Mesela adı demokrasi olan, “mış gibi” yapan ve etrafımızda tek adam rejimi olan ülkeleri biraz hatırlasak ki; isimlerini zikre bile gerek yoktur. Bu ülkelerde seçimler belli sürelerde yapılır ama %95-98 gibi oy oranlarda hep aynı kişiler seçilir. Onların dediği kanun, onların gösterdiği vekil ve sair devlet kurumlarının başındaki isimlerdir.
Ülkemizde de 1980 sonrasında, bu ülkelere yakın bir idare şekli hâkim olmaya başlandı. 1980 öncesinde milletvekili adayları, belediye başkan adayları delegelerin hür iradeleri ile seçilirken ve hatta delegeler bile seçimle delege olurken; 1980 sonrasında “lider sultası” kurulan siyasi partilerin kaderi haline geldi. Lider kimi veya neyi gösterirse o seçiliyor ve o kanun haline geliyor.

PARTİLEN KİMİN MALI?
Milletvekilliği liderin iki dudağının arasında olduğu için bütün vekiller liderin azat kabul etmez marabaları haline düşmüş durumda. Hatta hiçbir il başkanı koltuğunu; “Seçimle geldim seçimle giderim.” diyerek seçime kadar garantide görmüyor/göremiyor. Lider isterse bir teşkilatı fesih edip yerine istediği yeni bir teşkilat kurulmasına karar verebilir. Delegeleri parti genel kurulun da kendisine oy verecek insanlardan oluşturabilir.

Her şeyi düzenleme yetkisine sahip olan partilerin genel başkanları o partilerin sahibi haline geliyor. Şarkıcının birisinin söylediği gibi;”Ben sizin babanızım ben ne dersem o olur.” Partinin babası, dedesi her şeyi ve insanların akıllarının, gönüllerinin sahibi haline geliyor. İnsanların düşünme ve hareket kabiliyetleri ellerinden alınıyor. Etrafındaki insanlar o makamlarda oturmak gayeleri varsa her şeye “olur” vermek veya “olur” demek zorunda kalıyorlar. Kafalarının arkasında ne olursa olsun liderin her dediğini savunmak ve alkışlamak tabii görevleri arasına giriyor.

İKİ PARTİ TEK PARTİ GİBİ…
Hatırlarsınız pek çok MHP’linin içine sinmediği halde MHP, AKP’nin tabii uzantısı, genel başkanı da genel başkan yardımcısı gibi davranıyor. Bunun için bir kısım MHP’liler tepki olarak ayrılarak yeni bir parti bile kurdular. Hoş o da tartışılır ya!

Bahçeli bir gün Çakıcı gibi kişilerinde af edilmeleri gerektiğini açıkladı. AKP uzun süre direndi. Fakat Bahçeli vazgeçmedi, sıkça af konusunu dile getirerek AKP üzerinde baskı oluşturdu. Neticede kitabına uydurularak infaz yasası gibi bir gerekçe ile mafya suçundan cezaevlerine giren pek çok insan değişik nedenler gündeme getirilerek salıverildiler. Afla veya şartlı tahliye ile cezaevinden çıkanlardan eşinin öldürülmesi ve birçok suçtan cezaevinde iken çıkan Alattin Çakıcı’nın, Kemal Kılıçtaroğlu’na tehdit mektubu yazdığını basından öğrendik.

KİM NE YAPTI?
Mektupla tehdit olayının duyulmasından sonra; Demokrasinin ileri olduğu ülkelerde olduğu gibi; Türkiye’de bulunan bütün siyasi partilerin ayağa kalkması ve olayı telin etmesi beklenirdi. Çok az siyasinin haricinde iktidar ve MHP’den ve küçük ortaklarından her hangi bir tepki gelmedi. Devletin savcılarının olayı soruşturup dava açması gerekirdi, henüz bu konuda bir haber almadık. Sivil toplum kuruluşlarının tepki vermesi gerekirken kimseden çıkan bir ses duymadık.

Her konuda koro halinde fikir beyan eden iktidar partisinin ileri gelenleri; bu konuda açık net herhangi bir açıklamada yapmadılar, ya da biz duymadık.Savcıların harekete geçmesi için beyanlarda bulunmadılar.Belki de Erdoğan’ın konuşmasını beklediler kim bilir.

ANAP’ın son zamanlarında; Mesut Yılmaz’ın partinin başına genel başkan olmasını Çatlı’nın sağladığına dair haberler çıkmıştı. İnsan düşünmeden edemiyor. Acaba birileri partilerin başında durabilmek için demokrasiyi farklı bir şekilde mi kullanıyor, olabilir mi?

HAKSIZLIĞA KARŞI DURMAK…
Kemal Kılıçtaroğlu’n un ne partisinin nede kendisinin politikalarını tasvip etmem. Kılıçtaroğlu Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı, eğer bizler gerçek demokrasiyi hedefliyorsak, istiyorsak ve savunuyorsak muhatabımız olan, rakibimiz olan siyasi partilere ve genel başkanına, mensuplarına hakaret etmek yerine; yapılan yanlışa, Türkiye’de ne kadar parti, savcı ve sivil toplum kuruluşları varsa üzerine düşeni yapıp gereğini yerine getirmesi gerekirdi.

Demokrasi ve hukuk, emniyet ve adalet bu ülkede yaşayan herkese lazım. En sıradan vatandaştan; en tepede yer alan Cumhurbaşkanı’na kadar. O zaman gereğini yerine getirip hukuku işletmek, demokrasiye sahip çıkmak hepimizin görevi.

HUKUK VE DEMOKRASİ HERKESE LAZIM
Tehdit rakibinize yapıldığı zaman görmezden ve duymazdan gelmek, saldırı veya hareket bize yapıldığında ise yeri göğü inletmek adalet değildir. Ne diyordu Hz. Ebu Bekir; “Sizin en zayıfınız güçlüden hakkını alıncaya kadar benim yanımda en güçlünüzdür. En güçlünüzde zayıfın hakkını ondan alıncaya kadar en zayıfınızdır.” Siz, rakibiniz hatta düşmanınıza bile olsa adil olabiliyorsanız, hukukun üstünlüğünü kabul etmişsiniz demektir. Hakkı tutup kaldırmakta ağır davranıyorsanız o zaman kendi kendinize aynaya bakıp, murakabe ve muhakeme yapmalısınız.

Bizim, bütün Türk vatandaşlarının; gerçek demokrasiyi toplum ve devlet hayatımıza hâkim hale getirmek için üzerimize düşen görevlerimiz vardır. Kalkınmanın, gelişmenin, üretmenin, yücelmenin yolu hukukun üstünlüğünü önceleyen demokratik, adil yönetim şeklidir. Türkiye’nin kimseyi memnun etmek gibi bir derdi olamaz/olmamalıdır. Biz ne istersek milletimiz ve insanımız için istemeliyiz. Memnun olması gereken milletin ta kendisidir. Bütün icraatlar bunun için yapılmalıdır. Esas olan millettir.

Mustafa Göktekin

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Mustafa GÖKTEKİN
Yorum Yaz