Haber Nöbeti

Balikesir escortAydin escortMuğla escortKahramanmaraş escortYozgat escortGiresun escortDidim escortÇorum escortErzurum escortZonguldak escortSivas escortDüzce escortTokat escortOsmaniye escortKutahya escortMardin escortFethiye escortOrdu escortAlanya escortİstanbul masaj salonuAdana masaj salonuAydın masaj salonu

reklam

Ayşe Kulin: “Saraylar tekin yerler değil!”

Ayşe Kulin: “Saraylar tekin yerler değil!”
7 views
22 Mayıs 2020 - 23:51


Sultan Abdülaziz’in sır dolu ölümünün yarattığı karışıklık ve
sancılarla yola çıkarken duygusal evren ile ilgili dengesini nasıl kurdunuz?

Yaşanan
vahim olayları, olayı yaşayan insanların duygu ve düşünceleriyle harmanlayarak
bunu çalıştım. Sultan Abdülaziz’in intiharı veya intihar süsü içerisindeek
öldürülmüş olması, bugüne dek esrarını koruyan bir konu.

Ölümünden
Sultan Abdülhamit’in başında bir mahkemede bazı ifadeler
kurgu kokmasa ve ayrıca çok yakın geçmişte ordumuza göre kumpasın gönüllü
savcılığına soyunanlara şahit olmasam, kesinlikle öldürmek kan bağlantıları
olurdum.

Ama
görünenin derininde bambaşka oyunlarının olabileceği artık akılda
Abdülaziz tahtından indirilmese, 5. Murat da tahta zamanı geldiğinde hakkıyla
otursa, Osmanlı tarihi başka mecralara doğru akar mıydı, çok detaylıüm.

5.
Murat, büyük amcası 3. Selim’in gelişimip, büyükbabası 2. Mahmut’un başarıya ulaştırdığı
yenilikleri, Meşrutiyet’e inanan bir padişah olarak belki de zirveye taşıyarak,
Hristiyan tebaanın ayaklanmıştır önleyebilecekti. Fakat elbette bu dahi bir
varsayım. Kader ne yazdı ise, o oluyor diyelim.

‘Tarihçi
DEĞİL, ROMANCIYIM; TADINDA BIRAKMAK İSTERİM ’


Romanca yarısından sonra varıyoruz kana … Kana varmadan önce arka plan
dengeleri ve karakterlerin emelleri, duygu durumları, dengelerde aldıkları yer,
serimleniyor iyice … Okur evrene iyice hâkim kılındığı sonra var varılıyor onu
yeri kaplayacak kana … Romanın adını da belirleyen bu kanı yorumlayışınızı
anlatır mısınız?

Ben,
Abdülaziz’in tahttan için çok ilginç ve zor bir döneme ayna tutmak
indirilmesinden, ölümüne kadarki altı günü, bir de intikamının alındığı 15.
günü, yani toplamda yedi günü yazdım sadece. Çünkü ben bir tarihçi değil, romancıyım
ve hikâyemi tadında bırakmak isterim. İçlerinde merak uyandırabildiklerim
çeşitli kitaplardan kapsamlı okurlar. Nitekim benim de bu konuyu işleme arzum,
Alan Palmer’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi’ni okurken
uyandı.

Abdülaziz’e
dindar ve muhafazakâr bir padişah geçti rağmen, yurt dışına giden ilk
padişah. Avrupa’da gördüğü saraylara, kurumlara hayran olarak dönmüş ülkesine.
Avrupa’dakilere benzer yeni saraylar inşa ettirmiş.

Donanmayı
modernleştirmiş. Okulların yüzünden çoğaltmış. Başaramadığı ise, tasarruf
etmek, bütçeyi denkleştirmek ve kendine faydaları dokunacak doğru devlet
adamlarını seçmek.

Ben
Osmanlılar sevapları ve günahlarıyla bir resim çizdim
Çerkez Hasan’ın intikamı çünkü ikinci dava bu resmi kanla boyadım
gerçekten kanlı olmuş. Kurgu yapmayıp, gerçeği anlattığıma göre, buna elim
mahkûmdu.


‘ONA
BİR KARAKTERİ KENDİ SESİNDEN ANLATMAYI TERCİH ETTİM ’


Edebi dilde, kahramanların anlatılarıyla biçimlenen sıralı yapıyı tercih etme
nedeninizi anlatır mısınız?

Bu
anlatım tarzını özellikle seçtim çünkü bir karakterin beynine, kalbine,
gönlüne girip, o kişiyi tam bir samimiyetle anlatmak istiyordum. Üçüncü şahsın
anlatımıyla da yazılabilirdi ve hatta o zaman yazı dilinin böyle naftalin kokmasına
da gerek kalmazdı ama o anlatım, karakterlere ve döneme uymazdı. Yedi günde
önemlileri değişik kitaplarda inceledikten sonra, ana karakterlerin
başlarından geçenleri, her birinin kendi sesinden anlatmak bence iyi bir tercih
oldu.

Sarayların
entrikaları neden boldur, çok çok önemlidir topluca yaşadığı mekanlarda kadınlar
hangi duygular içinde çalkalanır, bunca kalabalığa kaç kişi hizmet eder, bu
masraflara can nasıl dayanır (dayanamadığı ortada), devletin
mevkilerine, damatlar kendi paylarına nasıl erişir, hangi endişeler içinde
yaşarlar ve makamlarını ellerinden kaçırabilecekleri korkusu musunuz nasıl birer
yalakaya dönüştürür … Bu sorulara yanıtlar, romanın akışı içinde
zorlanmaktan verildi.

Bu
arada, saraylarda kadınlara verilen ödemeleri de inceleyip yazdım ki, kimse
Osmanlı’da gerekli adı yoktu zannetmesin. Kızların, altındaki saraylarda köle
hayatı yaşadıklarını, eğitilmediklerini, iş güç sahibi olmadıkları doğru değil.
İslam öncesi Türk geleneğinde kadın ve erkek zaten eşittiler, Osmanlı
saraylarında ise kadınlar haremin çeşitli bölümlerinde, idareden muhasebeye pek
çok alanda vazifelendirildiler ve yüksek rütbelere ulaştılar.

ŞAİR
ADİLE SULTAN’A DİKKAT!


Evet, Sarayın kadın sultanları … Sultan Abdülaziz’in
Şair kız kardeşi Adile Sultan … Tahta çıkarılan 5. Murat’ın annesi Şevkefza
Valide Sultan … Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan …
Farkındalıkları, kadın penceresinden hisleri, kaygıları, penceresinde, hele ki
Pertevniyal Valide Sultan’ın sarayda yaşadıkları çilenin boyutlarını nasıl
romana yansıtıyorsunuz?

Bir
televizyon kanalındaki belgeselde, İngiliz Kraliçesi 2. Elizabeth’in kocası
Philip için annesine ve büyükannesine karşı seçtiğiniz sinir savaşını
izliyordum. Modern olmam olmamıza rağmen, bu iki yaşlı ana kraliçe,
Sarayda geleneği devam ettirmek için tahttaki genç kraliçeye ellerinden gelen
baskıyı uygulamışlar.

demek
ki sadece Osmanlı sarayında değil, sarayda özellikle de kadınlar arasına
bir güç yarışı var diye görüntülerüm. Padişah karısı veya kızı da olunsa, bir
Valide Sultan olmadıkça kıymetinin bilinmemesi, bu nedenle bir an önce
gelmeden için entrika gerektiririyor olmalı.

Ne
var ki onu taçlı başın yükü ağırdır. Valide Sultanlar da her bir hayatlarından
endişe içinde yaşamış olmalılar. Sultanların
çok sayıdaki eşleri ise sürekli bir rekabet halindeler. Sarayda hayat her biri
için ne kadar yorucu!

Pertevniyal,
yedi yıl üzerinde bir kadın fakat hiç olmazsa
boyunca umur. Şevkefza’nın kaderi bence çok daha kötü. Çocuğu doğduğu
andan itibaren valide sultanlık hayalleri kuran kadın, vuslata erdiği gün dahi
endişe ve korku içindeymiş. Üç ay süren saltanatı, saray hapsiyle sonlanmış.
Üstelik yegâne evladı da yıllarca acı çeken bir akıl hastası.

Romanda
sadece tek bir kadın, Adile Sultan hepsinin
sıyrılarak herkesin saygısını kazanabiliyor. Nedeni, mücevherler
divan yazacak disipline ve birikime sahip
olması mıydı acaba? Eğitimli, üretken, adil ve cesur bir üretir erkekler,
hatta padişahlar nezdinde dahi saygı görmesine dikkatinizi çekmek isterim.

DEĞİŞİK
AÇILARDAN SARAY HAYATI…


Abdülaziz’i tahttan indirip, 5. Murat’ı apar topar tahta çıkartanların
(Serasker Avni Paşa, Mithat Paşa, Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, Şeyhülislam
Hayrullah Efendi…) geçmişleri, hırsları, zaafları, eylemleri ve pişmanlıklarının
arka planını tüm fesat silsilesiyle çözümlerken izlediğiniz yolu anlatır
mısınız?

Saraylar
dünyanın hiçbir yerinde tekin yerler değil. Yıllar önce Çin Hanedanının
yıkayın anlatan Son İmparator filmini izleyin de hayretlere düşmüştüm
saray memurlarının tenezzül edebildikleri rezilliklere, hırsızlıklara,
ihanetlere.

demek
ki davranış imkânsız kılan kapalı kapılar, bu tür davranışları besliyor,
oturankiler tahtta oturanları içten içe kemiriyor, sömürüyor, kanlarını
emiyorlar. Tüm imparatorlukların çöküşünde benzer unsurlar rol oynadığı için
zaten, dünya can havliyle denetlenebilir açık rejimlere yönelmiş.

Ben
romanı yazarken, okurlarıma o dönemki saray hayatının değişik açılarını
göstermek istedim. Modernleşme başlamış. Sarayda eğiteceğine, Abdülmecit kızını
ve oğlunu ellerinden tutup mahalle mektebindeki hocaya bizzat teslim ediyor.

Nihayet
kızların eğitimine de önem verildiği belli. Ne var ki, eğitime ulaşabilirler
ancak elit sınıfın yani saray halkı ve saraya hizmet edecek olan bürokratlarla,
yüksek rütbeli askerlerin çocukları.

Cardio
düzen devam etseydi, Cumhuriyet devrimleri araya girmeseydi ülkeyi ancak
bazılarının alerji duyduğu eğitimli seçkinler yönetecek, eğitim amaçlı
sıfır kilometrer olan olan halk çocuklarına da davar gütmek ya da küçük esnaf olmak
düşecekti.

Nitekim,
Hüseyin Avni Paşa’nın da kaderi bey oğlu zannedilerek
başka olacaktı, kim bilir belki Osmanlılının da.

‘YAZARKEN
NE TARAF OLDUM NE KARŞI! ”

Ben
romana kattığım hiç kimseye ne taraf ne de karşı olmak istemedim. Malum bizde
tarih göreceli yazılır, tarafsız tarih yazarı ender bulunur. Ya Osmanlı
taraftarı ya Cumhuriyet taraftarıdırlar. Ben her türlü çalışarak kendimce bir
denge kurdum da, okuduğum onun kitapta onu tarihçinin hemfikir olduğu, Hüseyin
Avni Paşa’nın karakteriydi; aşırı hırslı, kindar, onun bakımdan sınır tanımaz
bir edepsiz adam. Çeşitli kitaplarlardan okurken de üzüntü duydum.

Sadrazam
Rüştü Paşa ve darbeye karışan diğerleri kendi küçük veya büyük menfaatlerini
kollarken, Mithat Paşa ise meşrutiyeti getirmenin hayali içindeyken, bence
Hüseyin Avni kendini aşarak gözlerini çok daha yukarılara, haddi olmayan
makamlara dikmişti. Yaşasaydı tahtı elbette ele geçiremezdi ama eminim, satranç
oynar gibi her taşımasını, teşebbüs ederdi.

Aralarında
gerçekten pişmanlık duyan sadece Mithat Paşa olmuş bence, çünkü menfaatinin
değil, ideolojisinin peşinden gitti ve imkânsız bir rüyaya inanmanın hayal
kırıklığını yaşadı. Adalet mutlaka tecelli ediyor ki, Abdülaziz’i düzmece
nedenlerle tahtından edenlerin yüzünden, cezalarını bu dünyada çektiler.

‘ZAAFLAR
NEREDEYSE HÜNERE DÖNÜŞMÜŞ! ”


5. Murat’ın yöneten değil aniden uzun sürmüyor.
“Meşrutiyet rejimi bir hayalden gerçeğe dönüştü arkadaşlar” demek olduğuna ama
deli gibi de korkuyor. Ne çok korku var sarayda… Bir yerden sonra devletin
bekası falan solda sıfır kalıyor …

5.
Murat ne yazık ki ki veliahtlar arasında en iyi yetişmiş olanlardan biri. padişah
amcasına saygısı ve sevgisi tam fakat imparatorluğun batmakta olduğunun da
Farkında. Olanca iyi niyetiyle, çağın gerektirirdiği rejimi getirebilirse,
imparatorluğu kurtarabileceğini zannediyor. Abdülaziz meşrutiyete direnmese,
tahta geçmek için tıklayınını bekleyecek ama çevresi ayrı bastırıyor, annesi ayrı.

Yeğeninden
şüphelenen Padişah onu bir ay boyunca saray hapsinde tutup bahçeye dahi çıkarmayınca,
sabahtan akşama içkiye vermiş kendini. Fenalaşmış, Saraya doktor çağırmak
zorunlu kalmışlar. Darbenin bir gün önceye çalışıyor da, onda Padişahın darbeyi
öğrenip onu öldüreceği korkusu yaratınca, aklı uçuyor.

Romanin
ögesi bence korku değil, ihanetler ve vazgeçilemeyen hırsızlıklar, rüşvetler,
hazır sular akarken elleri yıkama, cepleri doldurma telaşı.

Bu
zaafları her toplumda görmek mümkün. Acı olan bizim coğrafyadan başlayıp doğuya
doğru değil artması ve bu zaafların birer suç unsuru değil, nerdeyse bir
hüner haline dönüşmüş olması. Abdülmecit’in sert önlenmesi dahi rüşveti ve
istismarı önleyememiş. Ne büyük yazık olmuş!

Ona
Yerde Kan Var / Ayşe Kulin / Everest Yayınları / 304 s.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir.