pendik escort escort izmir

Haber Nöbeti

rokettube pornobrazzers porno
reklam

ATATÜRK VE MÜZİĞİMİZ VE YEMEN TÜRKÜSÜ

ATATÜRK VE MÜZİĞİMİZ VE YEMEN TÜRKÜSÜ
Serap UYSAL
Serap UYSAL( suysal@habernobeti.com )
1961 Adana doğumlu. 1981 de Kur'an Kursu öğretmeni olarak göreve başladı. AUAOF SOSYAL BILIMLER mezunu. 2007'de emekli oldu. 4 çocuk annesi. Yayınlanmış iki kitabı var.
144
13 Kasım 2019 - 2:19

ATATÜRK VE MÜZİĞİMİZ VE YEMEN TÜRKÜSÜ

Her milletin gerek fert olarak gerekse millet olarak duyguları sanatına da yansır.
Aşk, ayrılık, acı, gurbet, sevinç, hüzün, savaş halleri türkülerimizde, müziğimizde kendini gösterir. İçimizdeki duygular bazen farkına bile varmadan bir şiir, bir türkü olarak ağzımızdan çıkıvermiş ve zaman içinde dudaklarda mırıldanır olmuştur. Kültürel kimliğimiz böylece ortaya çıkmıştır.

Ünlü şairimiz Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu mısraları bize bu gerçekliği çok güzel ifade eder:
“Ne zaman bir köy türküsü duysam,
Şairliğimden utanırım…
Ah bu türküler, türkülerimiz.
Ana sütü gibi candan, ana sütü gibi temiz.
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla,
Köyümüz, köylümüz memleketimiz…
Ah bu türküler, köy türküleri,
Dilimizin tuzu biberi…
Memleket ahvalini onlardan sor;
Kitaplardan değil, türkülerde ara Yemen’i!
Öleni, kalanı, gidip te dönmeyeni…
Ben türkülerden aldım haberi!
Ah bu türküler; köy türküleri.

Bir milletin müziği, o milletin hayatında o kadar önemlidir ki Bedri Rahmi’nin şiirinde de belirttiği gibi Anadolu’muzun bağrından acılar sevinçler, türkü türkü çağlayıp zamanımıza kadar gelmiş, “ Türk’ü anlamak için türkü dinlemek gerek.” Özdeyişinin söylenmesine sebep olmuştur.
Halil Soyuer dörtlüklerinde:
“koşar telden tele dökülür saza,
Ben ben söylerim türkülerimde.
Özlem çağıl çağıl,âşık yığın yığın
Ben beni söylerim türkülerimde.

Gah Emrah olurum dert ile dolan
Gah bir Köroğlu’yum dağlarda kalan
Seyrani, Sümmani, Karacaoğlan
Ben beni söylerim türkülerimde.”

Türk milletinin türkülere yansıttığı duygularna işaret etmiştir. Aynı şekilde değerli ozanımız rahmetli Aşık Veysel de:
“Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikâr etme.”
Diyerek sazını derdine yoldaş, sırdaş olarak gördüğünü belirtmiştir.
Gene Aşık Veysel:
“Hep beraber gelin kızlar,
Bile coşar o yıldızlar
Koşulunca çifte sazlar
Türk’üz türkü çağırırız.”
Dizeleriyle Türk milletinin türkülerine olan tutkusunu belirtir.
“Bağlama dediğin üç tel bir tahta,
Ne şaha baş eğmiş, ne taca tahta
Tüm dertleri özetlemiş bir ah’ta
Bozkırda naradır bizim türküler.” (Ali Akbaş)
*
Türkü üstüne türkü söyleyen bir başka ozan da:
“Anaların göz yaşını döktürür
Hasret çekenlerle boyun büktürür,
Aşığa yürekten bir of çektirir
Şu bizim türküler, bizim türküler.” (Niğdeli Fikret Dikmen)
*
Diyerek milletimizin duygularına tercüman olmuş.

Bir milletin müziği, o ülkenin bağımsızlık sembolüdür. Bu ilk çağlardan beri böyle kabul edilmiştir. Rivayet edilir ki;
“Roma imparatoru Sezar’a bağlı iki ülke arasında bir sorun çıkar .Sorun Sezar’a aksettirilir. Şikayetin konusu, iki ülkeden büyüğünün ,küçüğün kendi ülkesine katılmasını istemesidir. Sezar ,onlara bir süre sonra gelmelerini kararını o zaman bildireceğini söyler.Müfettişler görevlendirir ve onlara ,iki ülkenin müzik kültürlerini araştırmalarını söyler.Araştırma sonucu müfettişler ,iki ülkenin dillerinin yakın olmakla beraber, müzik kültürlerinin tamamen farklı olduğunu söyler.Bu durum üzerine Sezar, kararını ülkelerin birleşmemesi üzerine verir.”

“Evlerinin Önü” isimli kitabın yazarı Cahit Öztelli’nin kitabından aktarılan bu olayda da görüldüğü gibi türküler ülke kültürü ve bağımsızlığının sembolüdür. Dolayısı ile biri diğerinin hâkimiyetini kabul etmez.
Milletimizde müzik kültürü oldukça güçlüdür ve her türlü duygu türkülere, şarkılara yansımıştır. Türk milletinin bağrından çıkan ezgilerin 10 binin üzerinde olması da bunu gösterir. Hiçbir milletin bu kadar ezgiye sahip olmadığını söylemek yanlış olmaz. Türküler, ezgiler, şarkılar Türk milletinin ta kendisidir.
*
Kimi türküde mizah yapar, aşağıdaki satırlardaki gibi:
“Sabahınan erken çifte giderken,
Öküzüm torbadan düşmüş, gördün mü?” Derken,

Bir diğeri:
“Buyurun arkadaşlar, davetim var benim.
Herkes kesesinden yesin, içsin, saltanatım var benim.
Aslı yok yaylasında bin beş yüz koyunum var benim.”
*

Kimi türküde bülbüle, turnalara dert yanmış:

“Konma bülbül, konma nergis dalına .
Öldürürler seni bir yar yoluna.”
*
Kimi türküde ağıt yakar yavrusuna, sevdiğine:
“Seçtim kuzudan koyunu,
Koydum yavrumun suyunu.
Ali’m teneşire yatmış ,
N’olur gösterin boyunu”
*
Bir başkası, hepimizin bildiği Yemen türküsü. Hiçbir milletin bu kadar dokunaklı, içli bir türküsü olduğunu sanmıyoruz. O kadar içten ve duygulu yansıtılmış ki bu türküde duygular ,dilimizi bilmeyen birini bile etkilenmemesi mümkün değildir.
Bir savaş, yıkılan ümitler,solan hayatlar bu türküde dile gelmiş,benzerleri gibi :
“Havada bulut yok, bu ne dumandır,
Mahlede ölü yok bu ne şivandır.
Şu yemen elleri ne de yamandır.

Eli yemendir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor acep nedendir.”

*
Daha bir çok duyguları türkülerle, ezgilerle tüm milletimizle paylaşan Anadolu insanı, yörelere göre adet ve ananelerini de yansıtmış oluyor. Yüzyıllarca süregelen ezgiler eskimemiş, eskimeyecektir.
Atatürk’ün özellikle Yemen türküsüne karşı bir hassasiyeti vardı ki,her söylenişine gözyaşlarını tutamazdı. Çünkü bu türküde Arabistan çöllerinde ziyan olan fidan gibi delikanlılarımızı hatırlar ve geride kalanların yıkılan ümitlerini, hayallerini, yakınmalarını hatırlardı.
Atatürk’ün Yemen türküsüyle ilgili bir hatırasını burada hatırlamadan geçmeyelim. Atatürk’e yakın isimlerden M.R. ÖZGEN
“Atatürk, Adanalı Sıtkı bey ve eşi VASFİYE HANIM’dan bu türküyü defalarca dinler.
-O türküler beni o kadar sarmıştı ki, bir gece de İsmet İnönü’ye dinlettim, hüngür hüngür ağladı.”

… Atatürk sabaha kadar o gün Yemen türküsü ve diğer türküleri Sıtkı Bey’in udu ve eşini sesinden dinler.Bu türkülerin Ankara ve iİtanbul radyolarından millete dinletilmesini de emreder.
Bu emirle türk musikisi canlanır.

ATATÜRKÜN SANATÇILARA VERDİĞİ DEĞER
Bu hatıranın ardından Atatürk’ün sanata ve sanatçıya verdiği değer de yine aynı kişi tarafından şöyle anlatılır:
“Adanalı Sıtkı Bey,daha Atatürk ile tanışmadan önce İstanbul’a gelir.Kendisi İstiklal SAVAŞINDAN sonra Baytar yüzbaşılığından ayrılarak, öğretmenliği ve yazarlığı meslek edinir. Bir ses sanatkârı olan eşi Vasfiye Hanım’ın tesiri ve teşvikiyle musikide ihtisas sahibi olmuş bir zat. Türk musikisi üzerine bestelediği şarkılarını, bir plak şirketine götürür. Plakçı Türk musikisinin yasaklandığını, radyolardan kaldırıldığını ve bu eserleri alamayacağını söyler. Bu durumdan aşırı üzüntüye kapılan Sıtkı Bey, geçirdiği bir buhran anında, tutar Atatürk’e kurşun kalemle ve adi bir defter yaprağına, sitem dolu, ağır bir mektup yazar. Bu mektubunda, eski sanat ustalarının fikirlerinden ve bestelerinden örnekler göstererek, Türk musikisini savunmakla beraber, yasaklanmasını ağır bir dille eleştirir.
Aradan birkaç gün geçince, polis karakolu vasıtasıyla Sıtkı bey Dolmabahçe sarayına çağrılır.
ATATÜRK’E KURŞUN KALEMLE YAZILAN MEKTUBUN NETİCESİ
Kurşun kalemle adi bir defter kâğıdına sitem dolu mektubu yazan bu sanatkâr Atatürk’ün iltifatlarıyla huzurda kabul edilmiş, engin bir müsamaha ile karşılanmıştır.”
*
ATATÜRKÜN SEVDİĞİ MÜZİKLER SADECE RUMELİ TÜRKÜLERİ Mİ?
Zannedilir ki Atatürk sadece rumeli türkülerini sever. Rumeli türküleri onun gençlik hatıralarıdır onları sever. Yanı sıra, Türk musikisini ve onlardan sanat değerini taşıyanları dinlemeyi de severdi. Kendisi de zaman türkülere, şarkılara eşlik eder, kendine mahsus üslubuyla ve ifade tarzıyla okurdu. Aynı zamanda şarkı ve türkülerin yakılmalarına sebep olan olayları ve duygu zenginliğini belirtecek şekilde ahenk ve belagatle okunmasını isterdi.
Atatürk, müziğimizi katledip yanlış yorumlayan veya hakkını veremeyenlere kızardı. Takdir ettiği gibi kızdığı zamanlar da olmuştu.
***
SADETTİN KAYNAK’IN OKUDUĞU KUR’AN VE ATATÜRK
Atatürk’ün maiyetinde çalışan ünlü bestekar Sadettin Kaynak şöyle anlatır:
“Bir gün sabah namazından sonra, sarayda bana tahsis edilen odamda Kur’an okuyordum. Bir maiyet odama girerek okumayı kesmemi, Atatürk’ün uyandığını söyledi. Atatürk’ü uyandırdığım korkusuyla dışarı çıktım. Dışarı çıktığımda Atatürk merdiven başında idi. Başımı öne eğdim. O:
– Tedirgin olmayın, çok memnun oldum. Her sabah dinlemek isterim, diye taltifte bulunarak beni yanına çağırdılar. Yanlarına girdiğim zaman koltuğuna oturmuşlardı. Bana da yer gösterdiler, oturdum. Gözleri nemliydi. Anladım ki, okuduğum ayetler kendisine çok tesir etmişti. Sesimin tesirinden mi, veya ayetlerin manasını anladığından mıdır nedir çok defalar Kur’an okurken gözlerinin dolduğunu görmüşümdür. Ona dinsiz diyenlere şaşıyorum .
Birden gözlerini gözlerime dikerek sert bir sesle:
-Sadettin Bey, sesinizin güzelliği ender bulunur.Siz okuduğunuz zaman, kendisini kaybetmeyecek insan az bulunur.Müziğe çalıştığınızı biliyorum.Sizi dinlemek isterim ,buyurdular.Kendilerine Itri’nin mahur faslından bir bestesini okudum.Beni gözleri kapalı olarak sonuna kadar dinlediler. Bitirnce ayağa kalkarak:
– Siz Türk Musikisine lazım olan bir sanatkarsınız. Sizi tebrik ederim, diyerek iltifatlarda bulundular.”
HAYATTA MUSİKİ GEREKLİ MİDİR ?
Aslına bakılırsa Atatürk, sanatın her dalıyla ilgilenmiş, musiki devrimini gerçekleştirmek için büyük çaba harcamıştır. Musikinin insan ve toplum hayatında önemli bir yere sahip olduğunu bilen Atatürk,14 ekim 1925 te İzmir’de Kız Öğretmen Okulunu ziyareti esnasında, öğrencilerin sorduğu:
“—Hayatta musiki gerekli midir? Sorusuna:
—Hayatta musiki gerekli değildir. Çünkü hayat musikidir.Musiki ile ilgisi olmayan mahlûkat insan değildir. Eğer söz konusu olan hayat, insan hayatı ise musiki mutlaka vardır.Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz.Musiki ,hayatın neşesi,ruhu ,sevinci ve her şeyidir.Yalnız musikinin türü üzerinde düşünmeye değer,”cevabını verir.
O,müzik dinleyen ineğin bile dinlemeyene oranla fazla süt vereceğini, hastalıkların bile müzikle tedavi edildiğini bilen bir cumhurbaşkanıdır.
Maalesef ülkemizde cumhurbaşkanları senfoni orkestrası dinler ,operaya gider düşüncesi hakimdir.Atatük Batı Müziği dinlemekle beraber hiçbir zaman kendi öz müziğimize sırt çevirmemiş,senfoni orkestrası dinleyip ,çağdaşlık budur düşüncesine karşı: “Türk olmak üstün olmak için kafidir.”Düşüncesini seslendirmiştir.
Atatürk’ün müziğe olan ilgisi sadece dinlemek ve söylemekle kalmamıştır.Araştırmalar yapmış, segah ,nihavent,rast makamlarını ,diyezi ve bemolü bilecek seviyede müzik bilgisine sahip,türküleri başkalarına öğretecek ,diksiyon bozukluklarını düzeltecek kadar ilgili ve bilgili, “bülbülüm altın kafeste,Vardar ovası,manastırın ortasında vardır bir havuz” türkülerinin radyoya geçmesini sağlayan , “Anadolu’nun kültürü işte bu saz içindedir” diyerek saza ,bağlamaya değer veren bir devlet başkanıdır.
Döneminde İstanbul Belediye Konservatuarı tarafından derlenen ve yayınlanan türküleri inceleyerek türkülere kitapta işaretler koyup sevdiği türküleri belirtmişti. Balkan festivalinde halk oyunları oynanırken ; “Bu figür şöyle olsa daha iyi olur deyip oyunun inceliklerini düşünen Atatürk ARTVİN BARINA adını vermiş oldu .
Atatürk’ün türkü sevdasına şahit olanlardan biri de Tamburacı Osman Pehlivan ve Sadi Yaver Ataman ‘dır.Sadi Yaver Ataman ,Atatürk’ün türkülerimize ve müziğimize olan sevdasını “Atatürk ve Türk Musikisi”adlı kitabında anlatır.Sadi Yaver Ataman, dönemin yazarlarından Ahmet Rasim tarafından bağlama çaldığı ve musiki cemiyetine devam ettiği için Atatürk’le tanıştırılır.
Tamburacı Osman Pehlivan’dan birkaç rumeli türküsü dinledikten sonra,18 yaşlarındaki Sadi Yaver’den bir zeybek havası dinleyen Atatürk,ona bazı sorular sorar. Eğitimine dişçi okulunda devam ettiğini ve Türkiyat Enstitüsü ve konservatuara devam ettiğini de öğrenince, bu durumu beğenir ve:
—Sanatı, bilgi ile teçhiz etmekte fayda var, diyerek saz ile taksim yapmasını ister. Konuşmalarının sonunda önce bozlak( bir tür uzun hava)sonra oyun havasına geçiş yapar. Bitirince, Atatürk sazı ister ve tellerine okunduktan sonra şu sözleri söyler:
“-Genç arkadaşıma teşekkür ederim. Bize Anadolu’nun güzel havasını getirdi. Bir milletin kültür ve sanat karakterini, seviyesini, milli geleneklerine bağlı kalarak medeni dünyanın kendisine ayak uydurmaya mecbur olduğumuzu unutmamalıyız. Bunu bu vesile ile söylemekten de memnunum. Beyler bu bir Türk sazıdır. Bu küçük sazın içinde bir milletin kültürü dile geliyor. Bu küçük sazın bağrından kopan nağmeleri bu istikamette geliştirmeye ve değerlendirmeye kıymet ve ehemmiyet verilmelidir.”
Atatürk Türk milletine evrensel müziğin çok sesli ezgileriyle tanıtmayı ve sevdirmeyi istemekle beraber, Türk Musikisinin gücünü ve etkisini asla görmezden gelmedi. Türkü ve şarkılar onun yaşamının bir parçasıydı.Çankaya Köşkü incesaz takımının başkanı Hafız Yaşar Okur’a şöyle söylediği anlatılır:
“Bizim garbınkini hürmetle dinlediğimiz gibi ,bizim musikimiz de bütün dünyada hürmetle dinlenecek bir halde olmalı.”
1 kasım 1934 tarihinde TBMM’ni açış konuşmasında Türk Müziğinin çağdaş uygarlık seviyesine getirilmesiyle ilgili çalışmaları açıklamıştır.

-“Güzel sanatların hepsinde, millet gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır. Ancak bunda en çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk Musikisidir. Bir milletin yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.
Bu gün dinletmeğe yeltenilen musiki yüz ağartacak olmaktan uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. Milli, ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce genel son musiki kaidelerine göre işlemek gerekir. Ancak bu şekilde Türk milli musikisi yükselebilir, cihan şümul musikide yerini alabilir.
Kültür işleri bakanlığı’nın buna değerince önem vermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim. ”
***
1 kasım 1935 tarihli TBMM’nin açış konuşmasında da aynı konuya temas etmiştir :

“Kültür sınavımızı yeni ve modern esaslara göre teşkilatlandırmaya durmadan devam ediyoruz. Ulusal musikimizi modern teknik içinde yükseltme çalışmalarına bu yıl daha çok emek verilecektir.”

ATATÜRKÜN MÜZİĞİMİZLE İLGİLİ ÇALIŞMALARI

Atatürk 1 kasım 1934 konuşmasında halk müziği derlemeleri yapılarak, derlenecek ezgilerin genel musiki kuralları içersinde işlenmesini, böylece türk müziğinin evrensel müzik seviyesine yükselebileceğini belirtmişti. Müzik yazan Faruk Yener Atatürk’ün müzik konusundaki çalışmalarının amacını şu cümlelerle açıklayarak görüşlerimizi destekliyor:
“Atatürk, Türk musikisinin kaynaklarından yararlanılarak dünyaya ifti¬harla sunabileceğimiz bir gene dünyanın anlayabileceği müzik getirilmesini istemişti… Biz musikimizi dışarıya tanıtacak, sevdireceğiz. Operalarımızı konser salonlarına, opera salonlarına sokacağız ve bundan bütün ge¬niş boyutlarıyla zevk alan bir kitle yaratacağız. Fakat bu demek değildi ki, atatürk için ne halk musikimiz ve folklorumuz ortadan kalksın, ne de bize geçmişten, atalarımızdan gelen bir musiki türü silinsin, yok edilsin ve yabancılaşmış bir kültürün, yozlaşmış bir kültürün etkisi burada egemen olsun.”
TÜRK MÜZİĞİNİN YASAKLANMASI
Ata’nın 1934 konuşması üzerine Türk Müziğiyle ilgili geliştirici çalışmalara başlanacağı yerde zamanın içişleri bakanı Şükrü Kaya ve basın yayın genel müdürü Vedat Nedim Tör, Türk Müziği yayınlarını radyodan kaldırmışlardır. Bu yasaklama sekiz ay sürmüş, Atatürk’ün emriyle sona ermiştir. Aynı şekilde Atatürk’ün çevresindekilerin O’nun görüşlerini yanlış değerlendirmeleriyle 8/9 ağustos Sarayburnu nutkundan sonra da İstanbul’da Aydınlar Türk Müziğini inkar yolunda birbirleriyle yarışmışlar, Türk Müziği yayınlarını yasaklamışlardır. Vasfi Rıza Zobu hatıralarında bu durumu acı acı dile getirmekte Atatürk’ün şu sözlerini nakletmektedir:
TÜRK MÜZİĞİNE YASAK KALKIYOR
-“Ne yazık ki benim sözlerimi yanlış anladılar. Şu okunan ne güzel bir eser. Ben zevkle dinledim. Sizler de öyle. Ama bir Avrupalıya bu eseri böyle okuyup da bir zevk vermeye imkan var mı? Ben demek istedim ki, bizim seve seve dinlediğimiz Türk bestelerini onlara da dinletmek çaresi bulunsun. Onların tekniği, onların ilmiyle onların sazları, onların orkestraları ile çaresi her ne ise. Mesela Ruslar ne yapmışlarsa. Biz de Türk Musikisini milletlerarası bir sanat haline getirelim. Türk’ün nağmelerini kaldırıp atalım da sadece Batı milletlerinin hazırdan musikisini alıp kendimize mal edelim, yalnız onları dinleyelim demedim. Yanlış anladılar sözlerimi, ortalığı öyle bir velveleye verdiler ki, ben de bir daha lafını edemez oldum.”
İKİ ŞEYDE İNKILAP OLMAZ
Atatürk’ün yakın çevresinde bulunup birçok çalışmalarında emeği geçen kişilerden ahmet cevat emre, Atatürk’ün Türk Müziği konusundaki çalışmalarını yanlış değerlendirmeler karşısında ölümüne yakın yıllarda “iki şeyde inkılap olmaz: dilde ve musikide” düşüncesine ulaştığını belirtiyor.

Atatürk, 1916–1917 yıllarında Diyarbakır’da görevli iken tanışdığı Celal Güzelses’i zaman zaman dinlemiş ve sanatçıya bir saat armağan etmiştir.
ÇOBANIN TÜRKÜSÜ VE ATATÜRK
Atatürk sadece profesyonel sanatçıları dinlemekle kalmamış ,sesini beğendiği kişi bir çoban dahi olsa onu zevkle dinlemiştir. İşte bu konuda bir hatırası:
“Atatürk, Antalya’ya gidiyordu. O sırada italyan diktatörü Mussolini abuk sabuk nutuklarında, Türkiye’yi de hedef tutuyordu.
Yolda mola verildiği bir sırada, uzaktan bir türkü sesi Atatürk’ün ilgisini çekmişti. Etrafı aradılar, türküyü bir çoban söylüyordu. Çobanı getirmeleri için emir verdi, getirdiler. Çocuk yaşını henüz geçmiş bir genç çoban. Atatürk:
— Türküyü sen mi söylüyorsun? Diye sordu. Çoban:
— Evet, deyince:
— Sesin çok güzel, okuman da fena değil. Burada da söyle de dinleyelim.
Genç çoban nazlanmadan, yadırgamadan başladı:
“demirciler demir döğer tunç olur…
Türkü bitmişti. Atatürk ellerini çırptı ve alkışladı ve yüksek sesle:
– biis… Biis, diye bağırdı.
Genç çoban bundan hiçbir şey anlamamıştı. Atatürk izah etti:
— biis demek, beğendik, bir daha söyle, tekrar et demektir.
Çoban türküyü tekrarladı. O zaman Atatürk, cebinden bir elli lira çıkardı çobana verdi. Çoban paraya baktı ve memnun bir tavırla:
— biis… Biis diye bağırdı.
Atatürk, bu zeki hareket ve cevap karşısında o kadar memnun oldu ki, bir elli liralık daha çıkarıp verdi ve yanındakilere:
– imkân olsaydı da, Mussolini şu sahneyi görseydi ve cevabı işitseydi, hangi millete nutuk söylediğini anlardı.”
ATATÜRKÜN DİNLEDİĞİ BESTEKARLARIMIZ
Beğendiği ve dinlediği besteci ve yorumcular ki bunlar Türk Müziğini köşataşları diyebileceğimiz büyük üstatlardır. Hepimizin eserlerini zevkle dinlediği bu üstadları yadedecek olursak; Münir Nurettin Selçuk, Hafız Sadettin Kaynak, Hamiyet, Mustafa Nafiz, Afitap, Yesari Asım Arsoy, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Selahattin Pınar ve daha bir çokları..
Her türden seçme eserleri beğenerek dinleyen Atatürk’ün tangolar,hüzzam ve karcığar şarkılar ,gazeller ve hele de rumeli türkülerine olan sevdası kayıtlara geçmiştir.
Atatürk’e pek yakın olan yazar Falih Rıfkı Atay,”Çankaya “isimli eserinde onun Rumeli Türkülerine olan tutkusunu şöyle dile getirir:
“Rumeli türküleri söylerken derin ve onulmaz bir gurbet acısı gözlerinde yaşarırdı.”
YEMEN TÜRKÜSÜ VE ATATÜRK
Yine Yemen türküsünü her dinleyişte içlendiğini, ağladığını da zikretmiştik ki, Yemen türküsünü Türk olup ta dinleyince hüzünlenmeyen bir kişiye günümüzde bile zor rastlanır. Zira bu türkü tarihimize mal olmuş ortak değerimizi çok güzel yansıtmıştır.
Sevdiği türkülerden örnek verecek olursak: yemen türküsü, artvin barı (ata barı),atladım bahçene girdim,aliş’imin kaşları kara,bülbülüm altın kafeste (çile bülbülüm),dağlar dağlar,gide gide yarelerim delindi,köşküm var deryaya karşı,maya dağdan kalkan kazlar,manastır,pencere açıldı bilal oğlan ,şahane gözler,yemenimin uçları,zeynep, ve daha başkaları..
Televizyonlarda saçma sapan müzik programlarının halkımıza ,özellikle de sevgili yavrularımıza empoze edilmek istendiği,özümüzden uzaklaştırmak ,kültür ve sanatımızı yok etmek için olanca hızıyla çalışmaların yapıldığı şu dönemde içimiz acıyor. Müzik ,doğal bir ihtiyaç..
Hele de teknolojik imkanları kullanan sevgili gençlerimiz belediye otobüsüne dahi binerken elinde cep telefonu kulağında kulaklığa takmış müzik dinliyor,ders çalışıyor yine mp 3 çalarla, bilmem ne aletlerle müzik dinliyor, internetten anında istediği müziği indiriyor.ama nasıl bir müzik dinliyor.işte orası içimizi acıtıyor.yahya kemal’in dediği gibi:
“çok insan anlayamaz eski musikimizden.
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden”
Bırakın eski musikimizi belki de hiç türkü dinlemeyen, bilmeyen gençlerimiz var. Hangi kültürün esiri olmuş onlar. Kendi adıma söyleyeyim, ki çok fazla müzik dinleyen bir insan değilim ama uygun zamanlarda dinlerim.çocuklarımızın bilgisayarında türkülerimizi ,şarkılarımızı ,seçme eserleri gördüğüm zaman çok memnun oluyorum.bizi yansıtan ,öz kültürümüz olan eserleri dinlemeleri ve bize de dinletmeleri güzel bir şey.itiraf etmeliyim ki bazı türküleri ilk defa onların dinletmesiyle duydum.gençlerimiz tabii ki istedikleri müziği dinlemekte serbestler. Arzumuz ,isteğimiz onların kendi kültürlerine de tamamen yabancı kalmaması..
Bu konuda en büyük görev tabii ki devlet adamlarımıza düşüyor.herkesin Atatürkçü geçinmek için işine geleni işine geldiği gibi yorumladığı zamanımızda Atatürk’ün bu konuda çalışmaları ışık tutmalı…

Atatürkün yaptığı gibi sonraki cumhurbaşkanlarımız, bizim cumhurbaşkanlarımız, Türk Kültürü ve müziği ile ilgilense, Atatürk gibi zeybek oynayıp, Ankara misketini çaldırıp söyletseler, bir yemen türküsü söylenirken eşlik edip duygulansalardı, bir çobana türkü söyletip dinleselerdi bizim de bir milli kültür ve müzik politikamız olur, bir Eurovizyon şarkı yarışmasında bir türk sanatçısı (ülkemizi hiç de temsil etmeyen bir tarzda) ingilizce bir parça ile yarışmaya girmezdi.
Cumhuriyet tarihinde Atatürk’ten başka hiçbir başkan, mahalli sanatçıları bile gereği gibi tanımamış, dinlememiş, sanatçıların hizmet ve sanatından haberdar olamamıştır.
Televizyonlarda alabildiğine hızla sürdürülen müzik yarışmaları,bu yarışmalardaki ukala tavırlar,çingene kültürünün yerleştirilmeye çalışılması ,müziğimizin sevimsizleştirilip .bayağı hale getirilmek istenmesi ,müziğin sadece eğlence olarak benimsenmesi doğrusu bizleri oldukça rahatsız ediyor. 70. Ölüm yıldönümünde anacağımız atatürk’ün milli ve tüm dünyanın zevkle dinleyeceği müzik hayalinin gerçekleşmesi dileği ile…
.
NOT :11 YIL ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZI …
SERAP UYSAL

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir.