Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0.09
BIST 1,529
%-0.51
Dolar 7.32
%-0.55
Euro 8.85
%-0.50
Altın 408.12

ARAYA DÜNYA GİRDİ VEYA YALAN DÜNYA

826 defa okundu kategorisinde, 17 Ara 2020 - 16:16 tarihinde yayınlandı
reklam

 

İnsan genç ve kuvvetli olduğu zamanlar, dünyayı tek eliyle tutup kaldıracağını sandığı çok olur. Yaşlandığında, elden ayaktan düştüğünde veya hastalandığında ise ne kadar aciz ve güçsüz olduğunu anlayıverir. Sağlığı yerine geldiğinde, eski günlerine yeniden dönebilecekmiş gibi hayaller kurar ve ister.

Şöyle bir geriye yaslanıp, geçen hayatınızı gözlerinizin önünden geçirin. Kaç dostunuzu nerelerde bıraktığınızı düşünün. Kaç sevdiğimizi kara toprağın altına bırakıp, gözlerimiz yaşlı mezarlıktan tekrar işimize gücümüze döndük. Kaç canımız gibi sevdiğimizin üzerine toprak attık hatırlar mısınız? Kaç sevdiğimizi ayrılamayacağımızı sandığımız sevdiklerimizi Münkir-Nekir melekleri ile baş başa bıraktık. Elinize kalemi ve kâğıdı alıp alt alta bir yazalım ne kadar uzun bir liste olduğuna inanın şaşıracaksınız!

Başımıza ölüm geldiğinde, bir gencin öldüğünü gördüğümüzde veya duyduğumuzda onunla ilgili neleri hatırlayıp, anlattık. Zaman neleri çarçabuk unuturunca dünya gailesinin, nefsimizin hatırına içinde kaç dostumuzun kalbini kırdık, umursamadan, kendimize hak vererek…

Ölüm aklımıza geldiğinde;”Dünya yalan.”deyip, yinede üç günlük dünya için hangi günahları sırtlanıp, hangi veballerin altına girdik. Konu menfaatlerimiz olduğunda ölümü ve mezarlığı unutuverdik. Dünya ile sevdiklerimiz arasında tercih yapmamız gerektiğinde kaç kez sevdiklerimizi bir tarafa bırakıp dünyayı tercih ettik.

Evet, dünya yine aramıza girdi. Dünya yine sevdiklerimiz ile bizlerin arasını açtı. bazen küstürerek, bazen de ölümle,  yahut da üç kuruşluk, üç günlük dünya menfaati için veya kırılası enaniyetimiz, nefsimiz için!

Yıllar önümüzden su gibi aktı, yıllar yılları kovaladı, sakalsız yüzümüz simsiyah sakala büründü, sonra ölümü hatırlatmak, dünyanın yalan olduğunu söylemek için saçımıza ve sakalımıza aklar düştü. Lakin biz yine ders almadık. Hep yarına dair hesaplar yaptık. Karnımızda, gönlümüzde yarınlara ait binlerce niyetler ve arzular bir birini takip etti.

Ömrümüzce hep geceler boyu ya geleceğe dair planlar yaptık. Ya da elde ettiklerimizin ve hesabımızın içinden çıkmaya çalıştık. Elimizde geleceğe ait senet, ahrete dair hüccet varmış gibi… Dünyamız gönlümüzü öylesine doldurdu ki, hanemizin, evlatlarımızın istikbali için öncelikle milli ve manevi değerlerini öğretmek gerekirken çocuklarımızın bile gönlünü, aklını dünya ile doldurduk.

Evlatlarımızın önüne Allah(CC) kul Resulüne(SAV) ümmet olmayı, vatanın ve milletin geleceğini öncelik olarak koymamız gerekirken; çocukların kazanacakları okullar, edinmeleri gereken meslekler önlerine konulmuş, çocuklar eskilerin kısa emel dedikleri tulü emel sahibi etmişlerdir. Kısa emel sahibi olanların dünyasını bilmem ama ahretinin tehlikede olduğu, evlatlarımızı kaybettiğimizi.

Çok zaman dünyasını kurtaran evlatlar dünyalarını kurtarırken ailelerinden de kurtuldular. Ailelerini terk ettiler. Onlardan uzaklaştılar. Belki dünyalık mesleklerin ve kazançların sahibi oldular ama geçmişlerini unutup ilgilerini kestiler.Bizde ölmeden çocuklarımızın gözünde öldük, çocuklarımız bizin gözümüzde öldü birbirimizi kaybettik.

Hâlbuki etrafımıza baktığımızda pek çoğumuzun ya eşini, ya çocuklarını, anasını babasını kaybettiğini görmedik, ya da görmek istemedik.

Gözlerimiz hep dünyaya ait nimetlerin peşinden gitti, bizden varlıklı olanların parasını pulunu sohbet ve kıskanma konusu yaptık; Günde üç öğünden fazla yiyemeyeceğimizi bile- bile ve üzerimizdekilerden başkasının bizim olmadığını bildiğimiz halde…

Acılarımız, sıkıntılarımız geçtiğinde hiçbir zaman geriye dönüp bakmadık, hatırlamadık, unuttuk. Bütün iyilikleri kendimizden, kötülükleri ise başkalarından bildik. Başkalarını suçladık, kendimizi göklere çıkardık, meziyetlerimizi insanlara anlata anlata bitiremedik.

Bize nimetleri vereni hatırlayıp şükür etmek yerine, her varlığı ve her yükselişi kendi marifetimiz sandık. Nimetlerin bir imtihan veya lütuf olduğunu anlayamadık. Veya anlamak istemedik.

İşte vakit geldi. İşte Azrail kapımızda, bizimde bağrımıza çöktü, dönüş yok, geriye bir nefes bile dönmek yok. Kimimiz camide namazda, kimimiz içki masasında veya mal kavgasındayız.

Aklımız başımızdan alınmadan, yetkimiz Azrail’e verilmeden ne yapacaksak yapalım, zamanı ve önümüzdeki imkânı değerlendirip, hazır olmamız gerekene hazır olalım. Bizden söylemesi…

Sevdiklerimizle aramıza dünya girmesin, sevdiklerimizle aramıza dünyadan surlar örmeyelim.

Mustafa Göktekin

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Mustafa GÖKTEKİN

Yorum Yaz