Haber Nöbeti

reklam

ALİ GİTMİŞ, VELİ GELMİŞ! MİLLET İÇİN NE FARKETMİŞ?!

ALİ GİTMİŞ, VELİ GELMİŞ! MİLLET İÇİN NE FARKETMİŞ?!
Mustafa DEMİR
Mustafa DEMİR( mdemir@habernobeti.com )
69
27 Mart 2019 - 8:17

ALİ GİTMİŞ, VELİ GELMİŞ!

MİLLET İÇİN NE FARKETMİŞ?!

 

Türkiye’miz her gün onlarca yeni haberle uyanıyor güne. İnsanımız değerleriyle sarsılıyor, örseleniyor. Gücü var kullanamıyor. Virüs gibi kendini bloke eden bir tuzağın bazen farkına varıyor. Çoğu kez de gafil avlanıyor. İçteki felaketin hep dışarıdan bulaştırıldığını ve yerli temsilcilerinin olmadığını sanıyor. Destek verdiklerinden yediği kösteğin bir türlü farkında değil. Çünkü destek verdikleri, “manevi kılıklı zulüm ile şirklerin” zehrini ‘Feto’ ve gibileri, zemzem tasıyla sunuyorlar.

İnsanımız git-geller arasında şaşkın. Kendini mutlu hissetmez oluyor. Geleceğini umutla barışık göremiyor. Önündeki belirsizliklerden dolayı kendini emniyette görmüyor. Bir kuşatmanın altındaymış gibi görüyor, sarsılıyor, üzülüyor. Ve çaresizliğe mahkûm kılınmış haliyle yine düşünüyor, çare arıyor. Ama kendisinin, milletin ve millet hâkimiyetinin bir değeri olması gerektiğini bilmiyor garibim. Oy kullanmayı temel meselesi görüyor ve sanıyor. Kullandığı oyların ne işe yaradığını, oyunlarla bertaraf edilmişliğini anlayamıyor. Kurulan sandığı demokrasi zannediyor, abara-dubaraları hafızasından silip, yeni şekiller veren medyanın yörüngesinden ayrılamıyor. Seçilenlerin iş gören kısmının gerçekte ‘seçilen’ değil, ‘seçtirilen’ olduklarını bir türlü anlamıyor. Seçimi ve sonrası icazetle oluşturulan iradeyi muhkem bir irade yani millet iradesi sanıyor. Yanılıyor maalesef.

Sorun; namuslu insanları kıvrandırıyor. Ekonomik, siyasi, psikolojik, kültürel ve askeri kuşatmayla beraber… “Yapacağı bir şeyler olmalı”, diye düşünüyor. Evet olmalı.

Peki, en doğru yapılacak şey, ne?

 

Yapılacak En Doğru Şey, Milli İktidarı Tesis Ve Milli Mücadeledir

Yapacağı tek ve en doğru şey; Yeniden Milli Mücadeleye dâhil olmaktır!

“Önce düşülen yeri bilmeli, bulmalı ve oradan ayağa kalkmalıyım” demeli insan. Böylece, dert benimse, “dermanı da bendedir, benim çabamdadır!” demiş oluruz!

Duygu yüklü, millî heyecan sahibi olan insanlar, düzenbazlıkları bilmediğinden, işlerin mertçe yapıldığını, irade ve güçlerin mertçe oluştuğunu sanıyor. Ayrıca sistemin dışına itildiğini boş ve değersizleştirilmiş reyi ile demokrasinin sağlanamayacağını hiç anlayamıyor. Ehliyetlerin hep cezalandırılıp mahkûm edildiğini de anlamıyor! Demokrasisiz yapıyı, göstermelik seçimi, millet iradesinden değil, şer güçlerin desteği ve icazetiyle yürüyen düzeni, sahte demokrasiyi hiç bir türlü anlayamıyor. Lafla yürüyen peynir gemisinin yolcusu olarak, güvenli sahillere de bir türlü ulaşamıyor. Umut tacirlerinin günübirlik siyasetle asıl meselesini unutturduğunu, çözümden uzaklaştırdığını, yapacaklarından mahrum bıraktığını bir türlü anlayamıyor. İdeallerden, doğru çabalardan sıyrılıp, geçim ve keyif kaygısıyla kuşatıldığını da çözemiyor.

Böylece sistem; efendileriyle kendini gizliyor ve gizemli bir büyük haline geliyor. Mesuller kendilerini o kadar meşgul hissettiriyor ki, vatandaşın kendine değil, fotoğrafına bakacak zamanı bile yok olmuş oluyor. “Mitingler, protokoller, seyahatler, törenler, şenlikler, kutlamalar, el kaldırmalar” …(lar lar) hep yorucu ve vakit alıcı işler. Öyle değil mi? Öyledir sanıyorum.

 

Ali Gider, Veli Gelir…

Dönem biter. Ali gider, Veli gelir amma bize kalan yine katmerli derttir.

Adı değişeni ve nöbeti yahut yönetim ihalesini yeni devralanı da bir çare olarak allayıp pullarlar bize. Bunu medyayla, çanak tutan bilim kılıklı kiralık “tiyatoracılarıyla”, taarruzun vazgeçilmez tetikçileriyle yaparlar. Affedersiniz bu orta malı dilbazlar, düzenbazlar, yalan makinaları işlevini görür. Her kılığa girer, tercihleri hep imkân ve ikbal sahiplerinin yanıdır, himayesidir. Doğrunun içine serpiştirdikleri yanlışlarla yeni algıları oluştururlar. Eski pabuç eskidiyse eğer, yeni yanlışı umut haline getirirler. Bir şiir okuma mağduriyetinden bir iktidar çıkabilirler.

Bu gen bozucu yalan virüsleri, sağlıklı düşünme imkânını ortadan kaldırır. Dilleri, söylemleri, kılıkları o kadar sizden seçilmiştir ki, hiçbir ecnebi misyonerin yapamadığını başaracak pişkinliktedir. Usturuplu konuşur. Dil bilir. Güya dünyayı da takip ederler. Dünyayı takip ettiği doğrudur ama milletimizin yararı için değil, milletin huzurunu bozmak, umudunu tahrip etmek için takiptedir. Koltuğunu korumak için takiptedir. Bir de ağababalarının tüyolarını kaçırmamanın takibinde olurlar.

Yıllar geçer. Umutlar tahrip olur. Gelen her kurtarıcı müsveddesi; problemleri artırmaya ve millet malını kotarmaya gelmiştir meğer. Kendisi, imkân ve ikbal açısından abâd olurken, vatandaş her gün biraz daha harab olur. Yine de karnının açlığına değil, ülkesinin karşı karşıya kaldığı tehlikelere üzülür. Öyle ya her gelenin yap dediğini yapmıştır, ver dediğini vermiştir, ekme dediğini ekmemiştir, kemer sıkmıştır. Hülâsa hep iyi yarınlar için, istikrar bozulmasın diye adeta yatağında bile kımıldamadan yatmıştır.

 

Halk Aptal Değildir. Ancak İşportacıların Dümen Suyundan Çıkamamaktadır

Ama yine iftiradan kurtulamamıştır. Bilmeden okumuşlar ve siyasetin cambazları, yaptıranlara güç yettiremedikleri ve onlardan korktukları için, hep halkı ve onun yaptıklarını suçlamıştır. Diğer yandan “az okumuştur, cahildir, bu vatandaştan bir şey olmaz” demişlerdir. Onlara göre sorun, (hukukuna, ahlakına, sahip olduğu değerlerine sırt çevrilen, değerleri hor görülen, geleceğine ipotek koyulan ve fakirleştirerek küfredilen)–vatandaşın kendisidir! Bu vatandaş ki, olmazları iktidar yapmış ama yine umduğuna erememiştir. Can borcunu, kan borcunu, vergi borcunu büyük fedakârlık göstererek ödemiştir. Egemenliğini vampirlerin pençesinden kurtaramamış, gelişmesi zafere dönüşememiştir. Hâlbuki halkın arifi, önünde devletin haysiyetli tarifi olunca belli olur! Devlet ilimsiz ve milletsiz olup gücünü milletinden almadığı için çaresizdir, cahildir! Bu durumu bazı kopuklar da, “aptallıkla” suçlar. Devlet milletsiz, millet de adeta devletsiz bir keşmekeşliğin sabıkalarıyla meşgul!

“Biz biliyoruz canım bunu hâlâ bilmeyecek ne var?!” diyenler çoğunlukta…

********

“Bir Gece Ansızın Gelebilirim” veya “Bir Gece Ansızın Gidebilirim…”

Ha… Bir de unutmadan bişey diyeyim: “Bir gece ansızın gelebiliriz!” nağmeleri uçuşuyor ülkemiz semalarında. Şarkılarla yönetilmek renklidir, bu belli! Keyif alanı da çok nasıl olsa! Buna ilave olarak savaş naralarının miting meydanlarında, mikrofonla yapıldığı bir dönemin zorda kalanı haline geldik, heyhat!

Sonu kan ve çamur olmaz ve yeni bir dünya savaşı felaketinin kızıştırıldığı kiralık bir arena olmaz ülkemiz, bölgemiz, kıtamız inşallah… Göz yumduklarımızın ve ittifak halinde bulunduğumuz, aleyhimize çalışan güçlerin şekillendirip himaye ettikleri bu püsküllü belâların tecavüzüne çok zamandır muhatap kılındık. Müttefiklerimiz onları donattı, eğitti, korudu, silahlandırdı ve büyüttü! 4900 Tır dolusu silah ve mühimmatla desteklendi, ödüllendirdi! Ama bizim devlet olarak paramızla aldığımız araç-gereçleri, “tankları ve silahları onlara karşı kullanamazmışız” diyorlar… Ama biz, gizli ve açık silahlandırmalarına ve askeri eğitim yaptırmalarına ses çıkaramadık! BOP ve BİP; işgalin, kanın, sömürünün, ülkemizi de kapsayan bir savaşın adı değil miydi hani? Evet! Vitrine oynamak için, dün sebebi olduğumuz veya dün görmezden geldiğimiz arızanın tamirine, bu vakitte koşmanın getirisi inşallah hayra vesile olur. Hele bir de birileri kendi çöpünü bize temizletiyorsa eğer, kahrolmamak işten değil o zaman!

Alel acele yaptığımız işler, yanlışımızı telafi midir yoksa? Biz bundan memnun oluruz. Amma umutları siyasi çıkarlar için farklı hesaplara dönüştürmek olursa üzülürüz. İl kongrelerinin savaş mitingine dönüştürülmesi, milli meseleyi şahsi ikbale yem yapma arzusu şeklinde sırıtıyor.

Devlet ve milletine canını verenler, bugün devletten almayı ve rapor alarak vatanı savunma görevini sadece halka ihale ediyorsa, su götürür çok dolaplar çevriliyor demektir. Yani göz çıktıktan sonra, göze görünmenin kurnazlığıysa eğer, durum bir felakettir! Çıkan gözü vatandan saymamak üzere “vatan savunmasında muhalefet olmaz” sözü de kaldığımız yeri unutmaktır ve şaşkınlıktır! Çünkü yangından sonra tedbir, tertibin içinde olmaktan gelir. Sözümüz, savunmaya değil, vaktinde olması gereken savunmamayadır, yani süregelen atalete muhalefettir. Yoksa biz de biliriz ki; ihanete belde kılınmak istenen her Afrin’e yapılan müdahale “Aferin” ile destekleme millet olarak borcumuzdur.

Allah Türk Milletini, Türk Ordusunu korusun, yardım etsin ve muzaffer kılsın! Şehitlerimizin ruhu şad olsun, milletimizin başı sağ olsun. Sabrı bol olsun!

Son söz olarak diyelim ki; ihanetlere karşı samimi olduğuna inanmak istediğimiz bir adımı attık, o zaman gelin, en büyük adımı da atalım. O adım ne mi? En önce Misakı Millîye dâhil Türk İllerini hür kılalım. Sonra BOP başkanlığından ayrılmaktır! Son adım da, Türk Milleti olarak bizi ve çevremizi; haklarda, hukukta buluşturan, emperyalizmi bölge ve ülkemizden kovmak için şuurumuzu yenileyip alevlendirecek olan çözüm sözleşmesiyle bütünleşmektir. Tecavüze, sömürüye, işgale, “DUR!” diyen milletlerin; akıllarını, gönüllerini, rızalarını, güçlerini birleştirmek ve hukuki bir büyüklüğe eriştirmektir! O zaman, mevzi hedeflerden, millî bir çözüme ulaşmanın samimiyetini, sevincini ortaya koymuş oluruz. İktidarımız da gerçek bir itibara, işte o zaman kavuşur. Bize düşen de bu gerçek zaferden sonra iktidarı tebrik ve takdir etmek, devletimize hakkıyla sahip çıkmaktır.

Mustafa DEMİR

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir.