ADINI SAĞLIĞINDA TARİHE YAZDIRAN ADAM

ÇÖL KAPLANI FAHRETTİN PAŞA

Yıl 1517 .
Yavuz Sultan Selim Han’ın Ridaniye Zaferiyle ,Mısır ,Mekke, Medine yani Hicaz bölgesi Osmanlı topraklarına katılır. Ama bu topraklar sıradan bir toprak parçası değildir. Yavuz Sultan Selim HAN , kendisini Mekke ve Medine’deki o mübarek toprakların hizmetçisi olarak yani “Hadimu’l Harameyni” olarak kabul eder.
Hicaz bölgesinin Osmanlı Sultanları tarafından nasıl saygı ile anıldığını tarih sayfalarını şöyle bir karıştırırsak görmemiz mümkündür .
Sürre Alayları denilen ve Osmanlı’nın sonuna kadar devam ettirilen gelenek bu saygının bir nişanesidir.
Yönetim için devlet tarafından atanan Vali ve kumandan yanında, yine halife tarafından Peygamberimizin soyundan gelen Emir sıfatlı Bir de Paşa bulunur.

I. Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda görevli olan Mekke Emir’i Şerif Hüseyin’dir. Şerif Hüseyin, önceleri devletin yanında yer almış gibi göründe de ,daha sonra İngilizlerle beraber olarak Toroslar’dan Yemen’e kadar uzanacak büyük bir Arap Devleti’nin Kralı olmak ümidiyle ihanet eder. Bu ihanet ve isyanın oluşacağının farkına varan Osmanlı Devleti ,Fahrettin Paşa’yı Medine’ye gönderir.
Aslında Sultan Abdülhamit’tir ilk onun güvenilmez bir adam olduğunun farkına varan ve bu yüzden onu İstanbul’da adeta mecburi ikamete tabi tutar Bir köşk tahsis ederek yıllarca gözünün önünde bulundurur .Bu arada ona ve çocuklarına geniş imkanlar verdiğini ve çocuklarına da mükemmel eğitim ve yaşam nimetleri sunduğunu göz ardı etmemek gerek .
Ne gairptir ki bizim siyasilerimizde olan hastalık o zaman da görülür ve Sultan Abdülhamit’in göz önünde tuttuğu bu güvenilmez şahsiyet İttihatçıların iktidara gelmesiyle birlikte emir olarak tayin edilir ,tutulan ipler salıverilir ve halen de günümüze kadar devam edegelen büyük belaların önü açılmış olur .
Birinin ak dediğine diğerinin kara demesi her zaman siyasilerimizin düsturu olduğundan bir büyük bela başımıza böylece sarılır.

FAHRETTİN PAŞA MEDİNE’DE

Fahrettin Paşanın Medine’ye vardığı 1916 yılı mayıs ayından kısa bir süre sonra isyan açıkça ilan edilir.Şerif Hüseyin’ e destek olarak İngiliz casus Lavwens’inakıl hocalığı ile İngiliz donanması ve İngiliz Hava Kuvvetlerinin desteği ile Cidde, Mekke, Taif Şerif Hüseyin’in eline geçer ama Medine 2 yıl 7 ay boyunca öyle bir müdafaa edilir ki bu şanlı müdafaa tarihe altın harflerle yazılır.
Her türlü askeri imkansızlık ,tabiat şartlarının zorluğu,50 dereceyi bulan sıcaklık ,hastalık ve açlık ile mücadelenin yanında isyancılara karşı şanlı bir direniş gösteren Fahrettin Paşa şehirdeki kutsal emanetleri de canı pahasına korumayı ihmal etmez.Bu Şanlı emanetleri 2000 asker eşliğinde büyük bir saygıyla İstanbul’a gönderir. Bunu yapmasının sebebi ,şehir ele geçecek olursa bu emanetlerin yağmalanmasını önlemek ve onları korumaktır.

SAĞLIĞINDA ADIN TARİHE ALTIN HARFLERLE YAZDIRAN ADAM

Atatürkün daha sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdıran adam olarak tarif ettiği Paşamız sadece asker olarak değil ,imar faaliyetleriyle de en güzel çalışmaları yapar Medine’de .
Medinedeki tren istasyonunun genişletilmesi ,şehrin temizliği ve imarı ,yolların genişletilmesi ,hurma bahçelerinin islahı ve daha bunlar gibi nice çalışmalarıyla elden gelen her şeyin en iyisini yapmaktadır .
Askerlerin ve halkın bir hastalık salgınından korunması için de elden gelenin en iyisini yapsa da açlıkla mücadele çok zordur .
En zor konu da budur zaten.
Hurma çekirdeklerinden yapılan unlarla ekmekler yapılır.Her ne kadar öncesinde satın alınmış ,İngiliz taraftarı Araplardan dahi fahiş fiatlarla gıda teminine girişse de, bu bir süre sonra Medine’nin muhasarası sonucunda yeterli olmayacaktır .
Allah’ın yardımı görülür bir gün .
Medine semalarında görülen çekirge sürüleri şehri istila edince halk ve askerler buna endişeyle bakarken Fahrettin Paşa bu tür bir çekirge istilasının Peygamberimiz( sav) zamanında da yaşandığını ve ve sahabelerin ve peygamberimizin de çekirgeleri yediğini anlatır onlara .
Peygamberimizin hadis-i şerifinde “iki ölünün ve iki kanlının yenilmesi bize helal dir .” sözü aklına gelir .
“iki ölüden kasıtın balık ve çekirge ,iki kanlıdan kasıtın dalak ve karaciğer” olduğunu anlatan Paşa askerlerine ve halka bu yağan çekirgelerin bir afat değil ,ilahi bir yardım olduğunu vurgular .
Oradaki sözlerini dinleyelim Paşa’nın ağzından.
“Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var ?
Uçar ve yeşilliklerle beslenir .Temiz ve taze olan yiyecekleri yer .Hicaz ,Yemen vesair Araplarının başlıca gıdasi çekirgedir .Bedeviler sağlamlık ve çevikliklerini çekirgelere borçludurlar .Hekimlerimiz de çekirgenin şifa verici ve besleyici olduğundan bahsediyorlar.”diye konuşur ve bu çekirgelerin değerlendirilmesini ve askerin bir süre de çekirge yiyerek beslenmesini ve bu suretle Medine’yi ve SEVGİLİ Peygamberimizin kabrini teslim etmemek için elden gelen insanüstü gayreti gösterir.
Hedef son ere ,son mermiye kadar, teslim aldığı bu şehrin emanetçiliğini ifadır .
Askerleriyle aşığı olduğu yeşil kubbe önünden ayrılmayan paşanın ve askerlerin bu ruhunu askerlerinden İDRİS SABİH BEY şu mısralarda dile getirir .
“Yapamaz Ertuğrul evladı sensiz
Can verir cananı veremez Türkler .
Ebedi hadimül haremeyniniz
Ölsek de ravzanı ruhumuz bekler.”
Bu şiir sıradan bir şiir değildir .
Bu şiir başta Fahrettin paşa üzere olmak onun ve askerlerinin ve tüm Türk
milletinin Sevgili Peygamberimize olan sevgi ve bağlılığının en güzel örneklerinden biridir .
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI BİTİMİNDE OSMANLIDEVLETİNİN DURUMU
Ve savaş bitmiş Osmanlı Devleti Medine’de ,Kut’u-l Amare’de ,ÇANAKKALE ‘de ve daha bir çok cephede şanlı savunmalar ortaya koysa da müttefikimizi olan Almanların yenilmesiyle bizim de Almanlar uğruna harcanmamız neticesinde yazılan destanlar ,akıtılan kanlar oluk oluk olsa da….
Mondros’un neticesi bellidir .
Türk hükümeti teslim olmuş ,silahlar bırakılmış,padişah da esir muamelesi görür olmuştur .
Defalarca haber gider Medine’ye .Fahrettin PAŞA çeşitli bahanelerle bu çağrılara red cevap verir.
İSTANBUL HÜKÜMETİNİN MEDİNENİN TESLİM EDİLMESİ EMRİNE PAŞANIN VERDİĞİ CEVAP
“Böyle bir şey yapmaktansa dövüserek ölmek evladır .Buranın teslimi için sadece Harbiye Nazırının ve hükümetin emri yetmez.” diyen Paşa bizzat halifenin ,padişahın iradesinin olması lazım geldiğini söylüyorken , artık işgaller başlamış ve yurdumuzun çeşitli yerleri işgalcilerin çizmelerine mahkum olmuştur .
İstanbul da adeta işgal edilir ve İngilizlerin zoruyla padişahın ,halifenin iradesi de teslim emrini verdiğinde ,Paşa bunu da dinlemez ve vardığı netice şudur :
“Padişahımız ,halifemiz baskı altında böyle bir emir vermiştir .”ve bu emir de Paşa tarafından dinlenmeyecektir .
Artık Medine ,karadan ve demiryolu ile ulaşımdan mahrumdur .Devletin her türlü ulaşım ve iletişimi kesileli çok zaman olmuş ,askerin erzak ve cephanesi bitmiştir .
Paşa askerlerin”teslim olalım” isteğine de karşı çıkar ve peygamberimizin ravzasına gider, oradan çıkmamakta ısrarlıdır. Ancak askerlerinin artık başka çare kalmadığını görmeleri onu zorla teslim olmaya çağırmaları ve Paşayı adeta yaka paça Ravzadan çıkarmaları, gözyaşlarıyla teslim olma neticesini getirir .
Paşa, askerlerinin bu durumu karşısında kılıcını Peygamber kabrine bırakır .
Dua dua yakarır .İçinde öyle bir inanç vardır ki bu kılıç bir gün yine sahiplerine dönecek ve esir alınan Medine ve Peygamberin gül bahçesine ,Ravzasına bir gün yine yüz sürmek ve kavuşmak nasip olacaktır .
Bu duygularla kılıcını İngilizlere teslim etmez paşamız .Kendisine “Çöl Kaplanı” adını veren İngiliz casusu Lawrens ve onların işbirlikçisi Araplar ,başta şerif Hüseyin olmak üzere bu teslim ile sevinçliyken gönlü Osmanlıyla beraber ,Paşayla beraber olan Araplar da Paşanın çıkışını gözyaşlarıyla karşılarlar .
Şerif Hüseyin ve İngilizler bedevi ruhlu Arapları kandırsa da gönlü Osmanlıyla olan Araplar da az değildir .hatta misli misli fazladır .
Fakat İngiliz oyunu ve Lawrensin hain planları muvaffak olmuş Medine ,peygamberin münevver şehri ,gül bahçesi İngiliz işbirlikçisi hain Arapların ,Şerif Hüseyin’in eline geçmiştir .
Fahrettin Paşa askerleri tarafından ısrarla ve zorla teslim alınıp da Medineyi boşaltmaya ve İngilizlere teslim olmaya karar verildiğinde manzara içler acısıdır .
Kolunu bacağını vatan uğruna ,yitirmiş askerler bitap vaziyette birbirlerden destek alıp son defa ravzaya yüz sürer ve Sevgili Peygamberimize veda ederler .Öyle bir manzaradır ki kendini İngilizlere satan ,Türklere ihanet eden Araplar bile bu durumdan etkilenir gözyaşlarını tutamazlar .
Düşünüldüğünde tarih kitaplarında bu mücadelenin niye adı bile yok.?
MEDİNE MÜDAFFASIve FAHRETTİN PAŞA yeterince tanıtılmıyor toplumumuza ve ansiklopedilerde net ve doyurucu bir bilgi niye yok diye sorulduğunda insan bir duygu seli ile halden hale giriyor .
Gerçekten biz niye ecdadımıza bu kadar vefasızız.Sadece vefa da değil günümüzü inşa etmek için geçmişimizi bilmek ve bundan ders çıkarmak zorundayız .Yoksa çıkar birileri ecdadımıza söver ,hırsız damgası vurur ve biz yine uyuruz .
Veya şöyle de olabilir biri ecdadımıza sövdü mü onu boğacak gür sesler de çıkabilir ama her halükarda geçmişimize sahip çıkmak ve maddi ve manevi tarihi mirasımızı sahiplenmek zorunda ve durumundayızdır vesselam .
Lakin Şerif Hüseyin bu ihanetinin bedelini ağır ödeyecek ve hainliğinin cezasını hem kendisi hem oğulları daha dünyadayken çekecektir .
Ne yazık ki yüzyıllarca Osmanlının saygı ile yönettiği ve adaletinin ,şefkatinin eserlerinin görüldüğü bu diyarlar elden çıktığında ortalık kan gölüne dönmüş ,Osmanlının adil idaresine karşı İngilizlerin hırsına kurban edilen topraklar bır türlü eski güzel günlere dönememiştir .
İhanetin bedeli öylesine ağırdır ki halen akan kan petrol uğruna durmuyor .
FAHRETTİN Paşa ,22 kasım 1948 tarihinde HAKK’ın rahmetine kavuşur .
onunla ilgili daha çok yazılacak ,okunacak şeyler var .İnşaallah fırsat buldukça bunları da paylaşacağız .
PaşamızıN HAKK’a kavuştuğunun üzerinden 71 koca yıl geçmiş .
Ne yazık ki ,anma töreni yapıldı mı bilmiyorum ama ,yapıldıysa bile halka duyuracak oranda oldu mu ?
Allah ona ve tüm şehitlerimize rahmet eylesin .
ÇOK SEVDİĞİ PEYGAMBERİMİZE CENNETTE ONU DA BİZİ DE KOMŞU EYLESİN .
AMİN .

SERAP UYSAL
EMEKLİ KUR’AN ÖĞRETMENİ

YORUM ALANI

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.